Anasayfa > Basın Merkezi > 2014 > Temmuz > 
UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

Basın Merkezi (7/2014)

Nizip kampındaki Suriyeli ikizlerin duygulandıran kardeşlik bağı


Nabil ve Amir en çok birlikte dolaşmayı seviyorlar. Kamp çevresinde tur atan ikizler hem hava alıyor hem de birlikte vakit geçiriyor. @UNICEF/Türkiye-2014/Yurtsever
NİZİP, Türkiye, Temmuz 2014 - Fırat nehri üzerinde kurulu Birecik Barajı’nın hemen yanı başında yer alan Nizip-2 konteyner kenti; düzenli ve temiz sokakları, Suriyeli aileler için hazırlanan ferah yaşam alanları, sosyal donatıları, okulları, kliniği, marketi ile bir kamptan çok küçük bir kenti çağrıştırıyor.

Ancak şu an içinde bulundukları iyi koşullara karşın ülkelerini ve evlerini terk etmek durumunda kalan bu insanların her biri insanın içine işleyen kendi hikayelere sahip. Her ne kadar Türkiye’de çatışmalardan uzak, güvenli bir ortamda, iyi şartlar altında yaşasalar da ülkelerinde şahit oldukları acı olaylar nedeniyle ruhlarında açılan yaraların henüz tam anlamıyla kapandığını söylemek mümkün değil. Bu durum hem sığınmacı hem de engelli olunduğunda atlatılması daha zor bir hal alıyor hiç şüphesiz. Ancak yine de güçlü aile bağları ve koşulsuz sevgi ile tüm zorlukları aşmak mümkün olabiliyor. Bunun en güzel örneklerinden birine, dokuz ay önce Şam’dan gelip Nizip’e yerleşen genç Amir ve ailesiyle tanışınca şahit oluyoruz.

Amir anne karnında henüz iki aylıkken, beyninde ödem meydana gelmiş. Doktarlar aileyi bu konuda uyarsa da anne doğumda ısrar etmiş. Amir’in ikiz kardeşi Nabil her hangi bir engeli olmadan dünyaya gelmiş ancak Amir’de doğum sonrası fiziksel ve zihinsel engel oluşmuş. Doktorların iki seneden fazla yaşamaz dedikleri Amir, şu an 14 yaşında.

Suriye’de iki sene okula devam edebilen Amir, daha sonra rahatsızlığı nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmış. Yine de okulda geçirdiği süre zarfında sayıları ve bazı temel bilgileri öğrenebilmiş. Çok sevdiği ikiz kardeşi Nabil için “hayatımın anlamı” ifadesini kullanıyor. “Diğer kardeşleri ile bu kadar iyi anlaşamıyor” diyor babası. İkiz olmalarından kaynaklı olsa gerek Nabil’e çok düşkün.

Nabil de Amir’e aynı derecede düşkün. “Benim için dünyada en özel insan kardeşim” diyen Nabil, onunla birlikte gün içinde neler yaptığını anlatıyor bize. “Kardeşime yemek yediriyorum, üstünü giydiriyorum, saçını tarıyorum. Birlikte televizyon izliyoruz. Akşamları tekerlekli sandalyesi ile kampta gezdiriyorum. Rahat etmesi için elimden geleni yapıyorum.”

14 yaşındaki Nabil, kamptaki okulda 9.sınıfa devam ediyor. Henüz seçeceği mesleğe karar vermemiş, “okul bittikten sonra düşünürüm” diyor. Ancak konuşmamız ilerledikçe en sevdiği dersin fen bilimleri olduğunu, hayvanları çok sevdiğini, bu yüzden de veteriner olmayı düşündüğünü öğreniyoruz. En sevdiği hayvan ise muhabbet kuşu.

Üç dileği var

Suriyeli çocuklarla yaptığımız tüm röportajlarda olduğu gibi ona da ‘üç dileği olsa ne dilerdin’ sorusunu yöneltiyoruz. Önce kardeşinin iyileşmesini, sonra başarılı bir okul hayatının olmasını, son olarak da Suriye’deki savaşın sona ermesini diliyor genç delikanlı Nabil.

Bu dilekler yaşadıkları tüm zorluklara rağmen onun hala gelecekten ümitli olduğunun ve hayal kurmaya devam ettiğinin de birer göstergesi aynı zamanda...

En son ülkesini terk ettiği gün ağladığını söyleyen Nabil, birçok kez çatışmalara tanıklık ettiklerini ve kendisini en çok tankların korkuttuğunu söylüyor. Evlerinin yıkılmadığını ama çok sayıda mermi izi olduğunu belirten Nabil, Suriye’de en çok evlerini özlediğini vurguluyor. Nabil, en son ne zaman güldüğü sorusuna ise “Türkiye’ye geldiğim gün” diyor hiç duraksamadan.

Amir ve Nabil kampta bulunan UNICEF Çocuk Dostu Alan’a gitmeseler de kardeşleri Nuh (13) ve Beşir (7) Türk Kızılayı Gençlik Çalışanları tarafından uygulanan aktivitelere katılıyorlar. Hediye olarak verdiğimiz UNICEF’in boyama kitapları ve oyuncaklar tüm kardeşleri oldukça mutlu ediyor.

Nabil ve babası, Amir için detaylı bir sağlık taraması, klima ve bez konusunda kendilerine destek verilmesini istiyor. Amir’in hikayesi kamplarda yaşayan engelli çocuklara yönelik daha özel bir ilgi ve bakıma ihtiyaç olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor...