Anasayfa > Basın Merkezi > 2010 > Eylül > 
UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

Basın Merkezi (9/2010)

2010/09/24 - "İlkesel olarak doğru, pratikte de doğru"


Çocuklarına ve torunlarına bu dünyaya hoş geldiniz diyen biri olarak, hastanede yeni doğanların bulundukları bölmede bulunan bebeklere camın ardından bakmanın ne demek olduğunu bilirim; önlerinde, 80 yıllık parlak bir gelecek olan bebekler.
2010/09/24 - ?İlkesel olarak doğru, pratikte de doğru?
 

Anthony Lake
UNICEF Genel Direktörü

Oysa Sahra Güneyi Afrika söz konusu olduğunda, dünyaya yeni gelmiş onbebeğin geleceği çok farklıdır. Önlerindeki beş yıl içinde, diyelim sivrisinek sokması gibi önlenebilir bir nedenden dolayı bunlardan ikisi ölecektir. Dördü, kötü beslenme yüzünden telafisi mümkün olmayan biçimde bodur kalacaktır.  Üçü de, bir gün bile okula gitmeyecektir. 


Yaşam beklentisi mi? Seksen değil, elli civarındadır…


Bundan on yıl önce dünya liderleri, bu ürkütücü verileri 2015 yılına kadar düzeltmek amacıyla Binyıl Kalkınma Hedeflerini (BKH) belirlemişti. Evet, ilerleme kaydettik. Ancak, birçok alanda, sayılara yakından baktığımızda bu ilerlemeyle birlikte en yoksul olanlarla en zenginler arasındaki açığın daha da arttığını görüyoruz – çocuk ölümleri söz konusu olduğunda bu açık bazı yerlerde %10’dan fazladır. 

Bu hafta dünya liderleri BKH’leri gözden geçirmek üzere BM’de bir araya geldiler. Ortadaki soru ise şu: hedeflere daha çabuk ulaşmak mümkün mü? 

Mümkün – yalnızca daha çok para harcayarak değil, parayı daha etkili biçimde harcayarak. 

UNICEF’in geçen hafta açıkladığı “Hedeflere Ulaşmada için Açıkların Kapatılması” başlıklı çalışmanın bize verdiği ders budur. 

Titiz bir araştırmanın ve denetimin ürünü olan bu çalışma, bize yalnızca yeni bir analiz değil aynı zamanda yeni bir yaklaşım sunmaktadır. Çünkü yoksul ülkelerde daha ulaşılabilir olanlara odaklanarak daha çok yaşam kurtarılabileceği; en yoksula uzanmanın ilkesel olarak yerinde, ancak pratikte yanlış olduğu yolundaki yaygın kanıyı sorgulamaktadır.

UNICEF'in çalışması ise bu durumda ilkenin de pratiğin de aynı yönde olduğunu göstermektedir.  “Eşitliğe” odaklanma – en yoksun olanları hedefleyen yaklaşımlar – harcanan dolar başına bugünkü yaklaşımdan daha fazla sayıda çocuğu kurtaracaktır. 

Neden? Kısmen, 2000 yılından bu yana sağlık konusunda daha çok şey öğrendiğimizden – örneğin, yaşamın ilk iki yılında sağlıklı beslenmenin, gelişmekte olan ülkelerde görülen ve 200 milyon kadar çocuğu etkileyen bodurluğu önleyebileceği gibi.  Kısmen de, örneğin cep telefonu gibi yeni teknolojilerin bu gezegendeki en ücra yerlerle bile iletişim kurmayı mümkün kılmasından. 

Bu birleşim, bugün yoksullara uzanırken düşük teknolojili yöntemleri daha etkin kullanabileceğimiz anlamına gelmektedir. Her yıl, çoğu kez yanlarında eğitilmiş nezaretçiler olmadığı için gebelik döneminde veya doğum sırasında ölen yüz binlerce genç kadın için, doktor olmayan kişilere sezaryen uygulaması eğitimi verebiliriz. Her yıl sıtmadan ölen 850.000 çocuk için, ölümleri %20 azaltan sivrisinek cibinlikleri sağlayabiliriz. 

Eşitlikçi yaklaşım, halen yürütülmekte olan değerli projeleri bir kenara bırakmak anlamına gelmez; yapılması gereken, bunların yanından yürümektir. UNICEF çalışması da gelecekteki çabaları en yoksul yörelere odaklamamız durumunda çarpıcı sonuçlar elde edebileceğimizi göstermektedir. 

Örneğin, 2015 yılına kadar en yoksul ülkelerin yeni yaklaşıma kaydıracakları her 1 milyon dolar, her yıl %60 daha fazla sayıda çocuğun yaşamını kurtaracaktır. 

Kuşkusuz, tek bir çalışma böylesine karmaşık bir konuda söylenecek son söz olamaz. Ancak, UNICEF verilerinin doyuruculuğu, durumu salt bir ilk adım olmanın çok ötesine taşımaktadır. 

Bu, özellikle geçerlidir; çünkü UNICEF araştırmacıları, kendi peşin yargılarımızı doğrulatma dürtüsü karşısında tedbir olarak seçkin dış danışmanlarla birlikte çalışmıştır. Çalışmanın gözden geçirilmesi amacıyla yakınlarda gerçekleştirilen bir günlük bir çalışmada bu kişiler çalışmayı içtenlikle desteklemişlerdir. 

Mark Twain şöyle demişti: “Her zaman doğrusu neyse onu yapın; kimileri mutlu olurken diğerleri şaşıracaktır.” 

UNICEF olarak bizler de bir ölçüde şaşırdık. İlkesel doğruluk, pratikte de doğruluğa dönüşüyordu. Gelişmekte olan ülkeler sağlık hizmetleri için acilen daha fazla paraya ihtiyaç duyarken, bu yaklaşım elimizdeki para karşılığı daha fazla sağlık hizmeti vaat etmektedir. Elde ettiğimiz bulgulardan çıkan politika sonuçları, çok daha fazla sayıda çocuğu kurtarma ve onlara yardımcı olma açısından sürdürülebilir yeni bir fırsat sunmaktadır. 

Ortada böyle bir fırsatın bulunduğunu görmekle yetinemeyiz, ondan yararlanmalıyız da. 

UNICEF olarak daha şimdiden gerçeklerin işaret ettiği yöne yönelmeye başladık. Bazı basit gerçekler de bunu  gösteriyor: bir salgının önlenmesine yardımcı olduğumuz Tacikistan’da bir çocuğun diline yerleştirilen çocuk felci aşısı; köyünde yeni açılan bir kuyudan elindeki bidona su dolduran Sudanlı kadın; kız çocukların yalnızca %40’ının ilkokula adım atabildiği Afganistan’da sınıfındaki yerini almış bir küçük kız çocuk… 

Büyük umutlarla başlatılan ve büyük bir kararlılıkla yürütülen böylesine bir hedefin son beş yılında, BM zirvesi için bir araya gelen ortaklarımıza çağrıda bulunuyoruz: yardıma en muhtaç çocuklara odaklanarak en fazla sayıda çocuğa yardımcı olun… 

Okurlara da bir çağrımız olacak: kendi çocuklarımızın yüzlerini ve parlak geleceklerini gözünüzde canlandırın --- ardından, dünyanın unuttuklarına destek verin. Bu çocuklara yardımcı olmaya kararlı gruplara ve hükümetlere, çocuklar bizim kendi çocuklarımızmış gibi yardımcı olun. 

İşin aslına bakılırsa, onlar gerçekten bizim çocuklarımız!