Anasayfa > Basın Merkezi > 2012 > Mayıs > 
UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

Basın Merkezi (5/2012)

Beslenme güvenliğine yapılacak yatırım sürdürülebilir kalkınmanın anahtarıdır


UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake tarafından kaleme alınan bu makale, Toronto Üniversitesi Munk Küresel Gelişmeler Okulu G8 Araştırma Grubu'nun izniyle G8: The Camp David Summit - Route 2012: The Road to Recovery, adlı belgeden alınarak yayınlanmaktadır.

Bodurluk olarak bilinen durum – çocuk gelişiminin en kritik evresinde kronik beslenme yetersizliğinin yol açtığı giderilmesi mümkün olmayan sonuç – günümüzde kalkınmayla ilgili olup belki de en az anlaşılan ve en az öncelik tanınan konudur. Ortada büyük bir ahlaki ve pratik dayatma vardır. Ayrıca, aynı konu G8 üyelerinin, potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için gelişmekte olan ülkelere –ve çocuklarına-yardımcı olmaları için büyük bir fırsat oluşturmaktadır. 

Yüz milyonlarca çocuğun risk altında olduğuna ilişkin haberlerin – ölüm riski, akranlarından daha kısa yaşama riski ya da bilişsel kapasitenin zayıflığı nedeniyle okulda başarılı olamama ve sonuçta yetişkinlik döneminde de yoksul kalma riski- aslında manşetlere çıkması, hemen harekete geçilmesini gerektirir. Gelgelelim, bu çocukları etkileyen durum – bodurluk – henüz birçok gelişim uzmanı, sağlık ve eğitim bakanı, hatta tıp mesleğindeki kişilerce bile görece az bilinmektedir. 

Bodurluk, çocuğun, ana rahmine düşüşten gebeliğe ve oradan iki yaşına kadar uzanan bin günlük ilk döneminde maruz kaldığı kronik beslenme yetersizliğinin telafisi mümkün olmayan sonucudur. Bu durumun çocuğun gelişimine verdiği zarar kalıcıdır ve toplam olarak alındığında aynı durumun ülke kalkınması üzerindeki etkisi de ciddi düzeydedir. Bodur çocuklar, yeterince beslenebilmeleri durumunda ulaşacakları boydan birkaç santim daha kısadırlar. Bağışıklık sistemleri daha zayıftır ve bu nedenle hastalıklara daha kolay yakalanırlar. Bodur bir çocuğun ishalden  - tüm dünyada her gün 5 yaşından küçük 3 bini aşkın çocuk ishal yüzünden ölmektedir- ölme olasılığı normal bir çocuğa göre beş kat daha fazladır. 

Bodurluk durumu salt bedeni etkilemez. Aynı zamanda beyin gelişimini de gene telafisi mümkün olmayacak biçimde etkiler. İyi beslenen bir çocukla bodur bir çocuğun beyin hücreleri karşılaştırıldığında aradaki fark, bu konuda eğitim almamış birinin bile görebileceği kadar belirgindir. 

Beyin hücre büyüklüğü ve bağlantısallığındaki bu açıklar, öğrenme açısından iki ila üç yıl geriden gelinmesine neden olur. Daha sonraları, bodur çocuklar çalışma yaşamına girdiklerinde, fiziksel ve bilişsel gelişimlerinin geride kalmış olması nedeniyle elde edilen gelir ortalamadan yüzde 22 daha aşağı olabilir. 

Düzinelerce ülkede çocukların yüzde 40’a varan bir kesimi bodurluğa maruzdur. Altı ülkede, çocukların yüzde 50’sinden çoğunda bodurluk durumu vardır. Afganistan’da, beş yaşından küçük çocukların yüzde 59’u bodurdur. 

Mücadele verilmesi kolay bir durum 
Sorun, yoksul veya gıda güvenliği olmayan ülkelerle sınırlı değildir. Orta gelir düzeyinde, gıda güvenliğine sahip bir ülke olan Hindistan’da beş yaşından küçük tüm çocukların neredeyse yarısı bodurdur. Düşük gelirli olanların yanı sıra orta gelir düzeyindeki ülkelerde de yaygın olan bodurluk, bugün dünyamızdaki en çarpıcı eşitsizliklerden biridir. En fazla etkilediği kesim de, bu soruna maruz kalma olasılıkları en varlıklı kesimden çocuklara göre üç kat daha fazla olan en yoksul konumdaki çocuklardır.

Bodurluk o kadar yaygın bir durumdur ki kimi durumlarda genetik mirasla ilişkilendirilmektedir. Oysa böyle değildir. Böyle olmasa bile, bodurluğa maruz kalan kadınların kendi beslenme yetersizlikleri nedeniyle bodur çocuklar dünyaya getirme olasılıkları daha fazladır. Böylece bodurluk trajedisi kuşaktan kuşağa intikal etmekte, bu da yoksulluk döngüsünün sürmesine yol açmaktadır. 

Tüm dünyada beş yaşından küçük 180 milyon çocuk bu korkunç duruma maruzdur. Bu yüzden uğranılan kayıpların tam olarak hesaplanması mümkün değildir; gene de bu sessiz felaketin kısa ve uzun dönemdeki ekonomik maliyeti görmezden gelinemez.  Dünya Bankası’nın tahminlerine göre bodurluğun ve yetersiz beslenmenin diğer sonuçlarına maruz kalan ülkeler gayrı safi yurt içi hâsılalarının en az yüzde üçünü bu nedenle yitirmekte, milyarlarca dolarlık verimlilik kaybı meydana gelmekte, ayrıca sağlık alanındaki harcamalar fazladan artmaktadır. 

İyi haber ise, bu sorunla baş etmenin yolunun bilinmesidir. Örneğin, A vitamini, çinko, demir ve iyot gibi mikronütriyenlerin fazladan verilmesi gibi. Bunların verilmesi kolaydır ve hayli etkili olmaktadır. Kuşkusuz, anne sütü de önemlidir. 2008 yılında, beşi Nobel ödülü sahibi olmak üzere önde gelen sekiz iktisatçı Kopenhag Mutabakatı çerçevesinde önde gelen 10 küresel sorunla baş edilmesi için öncelikler tavsiye etmiştir. Bu iktisatçılar, küçük çocuklara mikronütriyen takviyeleri yapılmasını küresel refahı geliştirmenin en maliyet etkin yolu olarak tanımlamışlardır. Bu müdahaleler, bebeklere ilk altı ay içinde yalnızca anne sütü verilmesine ve bebek besleme uygulamalarının iyileştirilmesine yönelik çabalarla birlikte bir çocuğun yaşamını değiştirebilir. 

Bu stratejiler işe yaramaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde bodurluk prevalansı 1990 yılında yüzde 40 iken 2008 yılında yüzde 29’a düşmüştür. Bu, umut verici bir gelişme olmakla birlikte hiçbir şekilde yeterli sayılamaz. Bugün dünyada hala 180 milyon bodur çocuk vardır. Daha yüz milyonlarcasını da aynı sorun beklemektedir. Daha fazlasının yapılması gerekmektedir. Beslenme durumunu kalkınmada sağlanan ilerlemenin, gelişmenin bir ölçüsü saymanın zamanı gelmiştir. Hükümetler, bodurluğu önlemeye yönelik programlara yatırım yapmalıdır; yoksa eğitim, sağlık ve çocuk koruma gibi alanlarda yapılan yatırımların olumlu etkileri azalacaktır. 

Beslenme alanındaki küresel ilerlemeyi hızlandırmak için bir hareket gerekmektedir. Burada sözü edilen, bodurluk durumunun olumsuzluklarına en fazla katlanan ülkelerin başını çektiği, hükümetler, uluslararası kuruluşlar, sivil toplum, akademi ve özel sektör tarafından desteklene ve toplulukların mümkün kıldığı bir harekettir. Başka bir deyişle, bu ağır duruma karşı mücadele adına sergilenecek ortak bir kararlılıktır. 

Bugün, böyle bir hareket vardır: Beslenmede Ölçek Büyütme (SUN) hareketi. SUN, yetersiz beslenme, özellikle de bodurluk ve malnütrisyon sorununa karşı küresel ilerlemeyi hızlandırmak üzere 2010 yılında oluşturulmuştur. SUN hareketi daha şimdiden, beslenmeyi kendi ülke gündemlerinin merkezine yerleştirme kararı alan ülkeleri teşvik etmek, çalışmalarda eşgüdüm sağlamak ve desteği daha etkili hale getirmek için çaba gösteren 100’ü aşkın ortağı bir araya getirmiştir.

Sun hareketinde önde gidenler 
Daha şimdiden gelişmekte olan 26 ülkenin liderleri SUN’a katılmıştır. En önde giden bu liderler politikalarını ve programlarını beslenme alanında iyileşme sağlama merceğinden bakarak yeniden değerlendirmektedir. Aralarında, beslenme programlarına daha fazla ödenek ayırma amacıyla bütçelerini yeniden gözden geçirenler de bulunmaktadır. 

Doğrudan sonuçların görülmesi açısından henüz erkendir, ancak ilk işaretler umut vericidir. İvme giderek büyümektedir ve bundan yararlanılması gerekir. Başlangıç için, öncü ülkeler kalkınma bütçelerinin daha büyük bir yüzdesini beslenme alanındaki programlara ve müdahalelere ayırmalı, bu arada en dezavantajlı konumdaki kesimlere özel dikkat göstermelidir. Bu bağlamda, mikronütriyen desteği programları yaygınlaştırılmalı, doğumu izleyen ilk altı ay içinde yalnızca anne sütüyle besleme desteklenmeli ve çocuk besleme uygulamalarında iyileşme sağlanmalıdır. 

Aynı zamanda, su, sanitasyon ve hijyen alanında toplum temelli çabalar sergilenmeli, 5 yaşından küçük çocuklar arasında ikinci en yaygın ölüm nedeni olan ishal gibi enfeksiyonlu hastalıkların tedavisine önem verilmelidir. Çocuklarda görülen ishal vakalarının yüzde 80’inden fazlasının nedeni dışkısal kirlenmedir. Bodurluk nasıl çocuğun ishalden ölme riskini artırıyorsa, ishal de kritik önem taşıyan besinlerin özümsenmesini engellemekte, bu da bodurluk riskini artırmaktadır. 

Hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve hükümet dışı kuruluşlar hep birlikte, bu programları uygulama ve sonuçlarını izleme alanındaki toplu yeterliliklerini geliştirmeli, ilerleme önünde duran engelleri belirlemeli ve bunları aşmaya yönelik çabaları eşgüdüme kavuşturmalıdır. Böylece, ekonomik açıdan olumsuz koşullar nedeniyle her doların eskisine göre daha fazla değer kazandığı bir dönemde yardım olarak gelen paranın ve bütçe tahsislerinin etkisi azamiye çıkartılabilecektir. 

Ayrıca, gıda güvenliği ile beslenme güvenliği arasındaki farkın dikkate alınması gerekmekle birlikte, her ikisine de ulaşmaya yönelik çabalarda politika ve program bağlantıları güçlendirilmelidir. 

Tarımın önemi
Gelişmekte olan ülkelerde küçük ölçekli tarımın desteklenmesi gıda güvenliği politikasının önemli bir öğesini oluşturur. Ancak hükümetler, küçük çiftçilere tohum ve gübre alma olanakları sağlamanın ötesinde işler de yapabilirler. Örneğin, daha geniş bir çeşitlilik için özendirici olabilirler: daha besleyici tarım ürünleri, daha zengin ve çeşitlilik kazanmış protein kaynakları ve bitkisel yağ gibi yaygın kullanılan ürünlerin daha fazla üretilmesi. 

Son olarak, giderek gelişen SUN hareketine daha fazla ülke katılmalıdır. Kanada, Fransa, ABD ve İngiltere SUN üyesidir. G8, tüm üyeleriyle SUN’a katılarak sürdürülebilir kalkınmaya sahip çıktığını gösteren güçlü bir işaret verebilir ve bunu yaparak diğer ülkelerin de sürece katılmalarını özendirebilir. 

Birlikte, beslenmeyi küresel bir öncelik, bodurluğu ise geçmişte kalan bir olgu haline getirebiliriz. Bu, kalkınma alanında büyük bir kazanım için, kimsenin kaçırmayı göze alamayacağı maliyet etkin bir fırsattır.