Anasayfa > Basın Merkezi > 2012 > Haziran > 
UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

Basın Merkezi (6/2012)

Şeyda'nın Londra Olimpiyat Meşalesi Koşusu Günlüğü


Uluslararası İlham Projesi kapsamında Olimpiyat Meşalesi'ni taşıyacak şanslı isimlerden biri olarak seçilen ve bu bağlamda 24-30 Haziran 2012 tarihleri arasında İngiltere'de olan Ankara Kocatepe Mimar Kemal Anadolu Lisesi öğrencisi Şeydanur Kabasakal bu deneyimini bir günlüğe döktü ve bizlerle paylaştı. İşte eşlikçisi Nalan Uysal'la birlikte İngiltere'de unutulmaz bir deneyim yaşayan Şeyda'nın kaleminden Olimpiyat Meşalesi taşıma gururu...
Şeyda?nın Londra Olimpiyat Meşalesi Koşusu Günlüğü
 

24 Haziran Pazar,  Ankara

Maceraya Hazırız!

Uçağımızın kalkmasına çok az kaldı. Esenboğa’ya gelişimizle birlikte tatlı bir heyecan da başladı. Beklerken, bir yandan da  Facebook’tan yer imleri ekliyorum.

İstanbul

Nihayet Atatürk Havalimanı’ndayız. Uçağımız yarım saat rötar yaptığı için biraz mutsuzuz çünkü Londra’ya bir an önce varalım istiyoruz. Üstelik acıktık da, acaba uçakta yemekler nasıl?

25 Haziran Pazartesi,  

Pazartesiler asla sevilmez!

Bugün Londra’da ilk günüm.Oda arkadaşım Pakistanlı, adı Zeynep. Lobide oturduk kahvaltı saatinin gelmesini bekliyoruz. İkimiz de biraz erkenciyiz, ilk günün heyecanı olmalı. Dün gece odaya girdiğim ilk anda Zeynep İngilizce konuşmaya başladı ve bir anda gözüm korktu. Çünkü ben daha önce dersler hariç hiç İngilizce konuşmak zorunda kalmamıştım, üstelik Zeynep’in aksanı da oldukça değişik. Ama kısa sürede anlaşmaya başladık. Beklerken, otelimizin önünde birbirimizin fotoğraflarını çekerek vakit geçirmeye karar verdik.

Her ne kadar farklı bir ülkede de olsak da pazartesiler hiç değişmiyor ve sevilmiyor. Çok çok çok yorucu ve dolu dolu bir gündü. Bugün Uluslararası İlham kapsamında gelen herkes birbiri ile tanıştı. Biz dün gece otele geç ulaştığımız için herkesi bu sabah görebildik.  Azerbeycan’dan gelen Süleyman, Hindistan’dan gelen Pinky, Güney Afrika’dan gelen Shahıem ile sabahın ilk saatlerinde kahvaltı masasında tanıştım.  Ama dün gece herkes bizi merakla beklemiş aslında. Farklı ülkelerden, farklı kültürlerden, birbirinden farklı fiziksel görünüşte 20 kişiyiz. Buradaki en güzel mesajı da farklılıklarımızla veriyoruz zaten. Ne kadar farklı olursak olalım her zaman anlaşıp bir şeyler yapabiliriz.

Günümüz Londra’da bir parkta başladı. Orada değişik oyunlar oynadık ve maskotların yaptığı dansı bizler de öğrendik. Bu çok eğlenceliydi. Fakat bugünün en güzel aktivitesi bence spor okuluna gittiğimizde yapılan etkinlikler oldu. Orada her ülkenin bir rengi vardı. Bizimkisi mordu. Grup arkadaşlarımla birlikte çok iyi bir ekip olduk. Oynadığımız oyunlar oldukça değişikti. Birisi bizim yakan topa benziyordu. Aslında burada oynadığımız oyunların çoğu Türkiye’dekilere benziyor.  Günün sonunda akşam yemeğinden sonra hemen odalarımıza çıktık dinlenmek için. Hepimiz o kadar çok yorulduk ki… 

olimpiyat

26 Haziran Salı,

Artık bende bir Londralıyım

Bugün o kadar güzel bir Londra turu yaptık ki, birçok yeri şimdiden öğrendim gibi hissediyorum. Sabah ilk işimiz British Council’ı ziyaret etmek oldu. Daha sonra Londra’nın en ünlü meydanında Trafalgar Square meydanında gezimiz başladı. Olimpiyatlara kaç gün kaldığını gösteren sayacı görmek çok ilginçti. Londra gerçekten çok güzel bir şehir.  Düzeni, ulaşımı her şeyi ile mükemmel. Tekrar British Council’a döndük ve burada bir grup çalışması gerçekleştirdik.  Benim partnerim Brezilya’dan gelen Luan oldu. Luan gayet sosyal ve başarılı birisi olduğu için onunla ekip olmak beni mutlu etti. Bizden sokağa çıkıp olimpiyatlar ile ilgili birtakım materyaller toplayıp bunlarla. bir şey yaratmamız istendi. Bunu yaparken para harcamamız kesinlikle yasaktı. Toplam 1 saatlik bir süremiz vardı. Biz Luan’la ilk yarım saati veri toplama son yarım saati de üretime ayırmaya karar verdik.  Eşlikçilerimiz ile birlikte tekrar Londra sokaklarına çıktık. Gazetelerden olimpiyatlar ile ilgili haberleri topladık.  Ayrıca broşürler, el ilanları vb. başka materyaller de topladık.  Herkesten farklı ve ilginç bir şey yapmak istiyorduk.  Biraz düşündükten sonra iki gün sonra heyecanla taşıyacağımız Olimpiyat Meşalesi’nin bir benzerini yapmaya karar verdik. Üzerine farklı yerlerden kestiğimiz Olimpiyat halkalarını yapıştırdık ve Türkiye ve Brezilya bayraklarını ekledik. Meşalemiz hazır olunca da bir meşale taşıyıcısının eline tutturduk. Bizim yaptığımız çalışmanın en ilginç yönü meşaleye bir fotoğraf makinesi eklememiz ve olimpiyatlara kaç gün kaldığını gösteren sayacın resmini yerleştirmek oldu. Biri saatin sonunda  sonuçlar üçten bire doğru açıklanmaya başladı. Luan ve ben heyecanla sonuçları beklemeye başladık. Umduğumuz ve itiraf etmek gerekirse tahmin de ettiğimiz gibi birinciliği biz kazandık. Bu çalışmanın anısı ve birincilik ödülü olarak birer çanta kazandık.

Bugün gerçekten sürprizlerle ve heyecanlarla dolu bir gün. Çünkü bugün ilk kez  meşalemiz ile de tanıştık Çok heyecan verici bir andı. Fotoğrafını ilk gördüğümden beri ağır olacağını düşünmüştüm fakat hiç de öyle değildi.

27 Haziran Çarşamba

Hello

Yavaş yavaş İngiliz oluyorum artık Gün içinde farkına varmadan, ilk günümdeki gibi heyecanlanarak değil de daha sakin bir şekilde İngilizce konuşuyorum ve konuşulanları daha iyi anlıyorum.  Bugün en eğlenceli günlerden birisiydi. Çünkü yine çeşitli oyunlar oynadık. Aaa ama söylemeyi unuttum. Bugünün en önemli özelliği artık Londra’da değiliz. Nottingham’a geçtik bu sabah. Uzun bir yolculuktu. Büyük güne saatler kaldı sadece. Hepimiz heyecan içindeyiz. Neyse ki bugünkü yoğun programımız ve yaptığımız aktiviteler bizi biraz rahatlattı. İlk önce bir spor okulunu ziyaret ettik.  Burada bir medya aktivitesi vardı. Neden İngiltere’ye geldiğimizi, burada olmanın bize ne ifade ettiğini sordular hepimize tek tek. Bu kısa sohbetler heyecanımızı az da olsa hafifletti. Bana öyle geliyor ki ben arkadaşlarımın bir çoğuna göre biraz daha sakinim. Mesela oda arkadaşım Zeynep ve Ürdün’den gelen Wafaa çok heyecanlılar J Bugün yine Türkiye’de çeşitli eğitimlerde ve etkinliklerde uyguladığımız oyunlara çok benzeyen oyunlar oynadık. Tabii ki birebir aynı değillerdi, bazı farklılar vardı. Hepsini aklıma yazdım. Türkiye’ye döndüğümde bu oyunları Ankara Çocuk Hakları Komitesi’ndeki ve Uluslararası İlham Projesi Gönüllülük Eğitimi’ndeki arkadaşlarımla paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Oyunlardan sonra bize 2 alternatif sunuldu. Futbol oynamak veya Capoeira   arasında bir seçim yapabilirdik. Ben Capoeira seçtim. Meğer çok zor bir dansmış. Ama gene de çok eğlendim yapmaya çalışırken. Daha sonrada ben de futbol oynayanlara katıldım. Futbolun bu kadar eğlenceli olduğunu bilmezdim. Artık Türkiye’de ben de futbol oynamaya başlayacağım. Çok eğlendik ama  çok çok çok yorulduk bugün. Yarın her şey çok güzel olacak bundan eminim. Ama umarım yağmur yağmaz

Å?eyda

28 Haziran Perşembe

Büyükkkkk günnnnn!

Çok çok çok mutluyum. Mutluluktan dolayı ne yazdığımı bile bilmiyorum. Yok, böyle bir coşku, yok böyle bir heyecan. En başından anlatmaya başlıyorum. Kahvaltının ardından üniformalarımız geldi. Bu ana kadar her şey normal. Ben ikinci gruptayım. İlk grubu yolcu ettik ve artık bizim hazırlıklarımız başladı. Ne yazık ki yağmur yağıyor. Dua ediyorum biz koşarken dinsin diye. Nalan Abla ile sabah biraz dolaştık. Her gün yaptık bu yürüyüşleri. Boş vakit buldukça Nalân Abla ile gezmeye çıktık.  Yürüyüşümüzün ardından hazırlık vakti geldi çattı. Bana verilen pantolon biraz uzun geldi. Ama Nalan abla hemen el attı ve sorunu halletti. Daha sonra iş saçlara geldi. Nalan Ablam saçlarımı tam da Türk işi örerek o  konuyu da harika bir şekilde halletti.

Ve nihayet  büyük an geldi. Eşlikçilerimiz ile birlikte otelden ayrılmadan önce fotoğraf çekildik ve diğer meşale taşıyıcıların yanına doğru yola çıktık. Alana ulaştığımızda sakinleşmek için bir şeyler içtik ve beklemeye başladık.  Fotoğraflar, koşu sıraları her şey o kadar dolu dolu ilerliyordu ki heyecanım azalmak yerine artıyordu sanki. Ben beşinci sırada koşuyordum. İtiraf etmem gerekirse buna sevindim çünkü 5 benim uğurlu sayım.  Otobüse bindik ve teker teker koşu yerlerine bırakıldık. Biz 10 kişi aynı anda koşacaktık ve her 30 metre de bir meşale el değiştirecekti. Herkes o kadar ilgili ve coşkuluydu ki. 300 metre çok daha kısaymış gibi geldi. Biraz daha olsa yorulmadan, şikayet etmeden koşardık eminim. Ve nasıl bir şanstır ki biz koşarken yağmur yağmadı. Etraftaki o kalabalık, izleyen herkesin bizi inanılmaz derecede coşkulu bir şekilde desteklemeleri, alkışları, çığlıkları, fotoğraf çekmeleri… Her şey bizim orada çok önemli bir görevde bulunduğumuzu ve birçok destekçimiz olduğunu göstermeye yetiyordu. Ben meşaleyi Ürdün’den gelen Wafaa isimli arkadaşımdan devraldım. Onu izlerken her şey normaldi, çok kolay gözüküyordu . Meşaleyi elime almam ile heyecan ve Olimpiyatların öyle ya da böyle bir parçası olma duygusu kapladı içimi. Kendimi adeta bir star gibi hissettim. Neyse ki koşu güzergahımızın olduğu sokak yokuş değildi de heyecanımıza rağmen kolayca koşabildik.   İşte aylardır beklediğim  gün böyle hızlı bir şekilde bitti. Koşudan sonra diğer gruptakilerle buluştuk. Onları görünce çok mutlu oldum. Herkes birbirine sarıldı, öptü. Farkında olmadan aslında birbirimize o kadar çok bağlanmışız ki, yarın onlardan ayrılmak çok zor olacak.  

O akşam otele döndüğümüzde tüm otel görevlileri, projede çalışanlar,  herkes bizleri tebrik etti. Lobide oturduk uzun uzun sohbet ettik tüm arkadaşlarla. Yarın sabah Londra’ya dönüş yolculuğumuz var.

mesale

30 Haziran Cuma

Geri Dönüş !

Bu sabah erkenden Londra’ya doğru yola çıktık. Gruptan bazı arkadaşların uçuşu daha erken olduğu için onlar bizden önce yola çıktılar.  En iyi anlaştığım arkadaşım Luan da dün gece yola çıkanlar arasında. Onunla vedalaşırken “keşke biraz daha burada kalabilseydik” diye geçirdim içimden. Çünkü gerçekten herkese o kadar alışmışım ki. Dünün mutluluğu halen bugün herkesin gözlerinden okunuyor. Çoğumuz o atmosferden çıkamamışız. Otobüse binmemizle birlikte yağmur yağmaya başladı. Ama bu kez önceki seferlerin aksine durmasın, daha çok yağsın istedim. Çünkü her yer  yemyeşil ve burada yağmuru izlemek çok keyifli. Ama yağmur da o kadar şiddetli yağıyor ki sanki Nottingham da bizim gitmemizi istemiyor gibi.

Yaklaşık bir haftanın heyecanı ve yorgunluğu ile  herkes uyumaya çekildi Londra’ya ulaştığımızda. Ben de bunu fırsat bilip Londra’yı keşfe çıktım biraz. Ulaşım koşulları gerçekten mükemmel. Ülke bir çarşaf üzerine kurulmuş gibi dümdüz ve üstelik yemyeşil. Aynı bizim Karadeniz gibi. Çok dikkatimi çeken bir şey de buradaki eski yapılara hiç zarar verilmemiş olması. Yeni yapılan binaları bile eskilere benzetilerek yapmışlar. O yüzden göze batan kötü hiç bir şey yok sokaklarda. Her şey o kadar yerinde ve sade ki. Londra’yı gerçekten çok sevdim. Nasıl geçtiğini anlamadan dört saat boyunca dolaşmışım. Ama İngiltere’yi ne kadar çok beğensem de Türkiye’yi çok özledim. Bir an önce uçağa binmek istiyorum. Türkiye iken İngiltere’ye gelmek için can atıyordum. Şimdi ise tam tersi. Dönünce anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Hayat ne kadar garip ve eğlenceli!