UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

6.2 Eğitimin amacı ve içeriği

2003-2004 yıllarından bu yana müfredat metodolojisi eğitim sisteminin tümünde gözden geçirilerek değiştirilmiştir. Bu reformdan amaçlanan, öğrencilerin verilen bilgilerin edilgen alıcıları olmak yerine eleştirel düşünce yoluyla bilginin oluşumunda aktif biçimde yer almalarını sağlamaktı. Orta öğretimde, özellikle mesleki eğitimde,  öğretimin ve müfredatın kalitesini ve ülke koşullarına uygunluğunu artırmak üzere AB ve Dünya Bankası destekli projeler dahil çeşitli projeler uygulanmıştır. Teknik ve mesleki ortaöğretimde ortak bir ders şemasının benimsenmesi getirilen yeniliklerden biridir. Hükümetin 2012 Yıllık Programı müfredatın güncelleştirilmesinden, okullardaki rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin etkinleştirilmesinden ve mesleki eğitimin ülke koşullarına uygunluğunun artırılmasından eğitimde kalite açısından hala çalışılması gereken konular olarak söz etmektedir. Eğitim sisteminin 2012 yılındaki yeniden yapılandırılmasından sonra müfredatta yeni değişiklikler gerekecektir. Örneğin daha şimdiden ilköğretimin 1-3 sınıflarında oyun türü etkinlikler için ek saatler konulmuştur. Ne var ki, tüm bu çabalara karşın eğitimin henüz yeterince çocuk merkezli duruma geldiği söylenemez. Merkezi otoriteler tarafından düzenlenen yönetmelikler, sınavlar ve müfredat – ve alışkanlıklar- okulların ve öğretmenlerin eğitimin içeriğini çocuğun ihtiyaçlarına, özelliklerine ve ilgi alanlarına göre şekillendirme imkanlarını sınırlamaktadır. Müfredattaki değişikliklerin ise eğitim materyallerinin zamanında güncelleştirilmesiyle desteklenmediği durumlar görülebilmektedir. Bu arada öğretmen eğitiminin de müfredattaki değişikliklere ayak uyduramaması söz konusudur. Nihayet, gerçekleştirilen değişikliklerin etkisinin daha sistemli bir değerlendirmeye tabii tutulma ihtiyaç vardır.

Okul saatleri, derslerin çeşitliliği ve çocukların kendi ilgi alanlarında çalışma yapma fırsatları, en azından Batılı ülkelerine göre kısıtlıdır. Bununla birlikte, eğitim sisteminde 2012 yılında gerçekleştirilen yeniden yapılanmayla birlikte 5-8 sınıflar için (ilköğretimin ikinci evresi) tercih hakkının genişletildiğini belirtmek gerekir. Okullara devam eden çocukların dinsel, kültürel, sportif, sanatsal, bilimsel ve sosyal etkinliklere ve gezilere katılımlarının desteklenmesi gerektiği kabul edilmekle birlikte bunun gerçekleşmesini sağlayacak politikalar ve kaynaklar henüz belirsizdir.

Özellikle üniversiteye giriş söz konusu olduğunda çok-seçmeli sorulardan oluşan sınavlara fazla ağırlık tanınmaktadır. Kısmen bu durum sonucunda her yıl bir milyonu aşkın çocuk normal okullarının yanı sıra ücretli özel dershanelere devam etmektedir. Sonuçta, fırsat eşitsizlikleri daha da derinleşmekte, ayrıca örgün eğitim sisteminin içeriği, hedefleri ve süreçleri de ilköğretimin üst sınıflarından başlayarak olumsuz biçimde etkilenmektedir. Ailelerin ve çocukların zamanı, enerjisi ve parası, eleştirel düşünce, yaratıcı yazarlık ve kendini iyi ifade etme yetenekleri yerine seçmeli soruları çözme becerilerinin kazanılmasına harcanmaktadır. Ayrıca, özel dershanelere devam eden çocuklar – her gün evleri ve okulları dışında bir de buralara gidip gelmektedirler- dinlenme, boş zaman ve oyun haklarından da yoksun kalmaktadırlar.

Eğitim müfredatı ve materyalleri Sözleşme’de belirtilen ilkeleri yeterince yansıtmayabilmektedir; yaşam becerileri eğitimi sınırlı kalmaktadır ve insan hakları ve çocuk hakları eğitimi müfredata girmiş olsa da ne derece etkili olduğu ölçülmemektedır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2012 yılında Avrupa Konseyi’nin teknik desteğiyle başlatılan üç yıllık AB finansmanlı “Türkiye’de Demokratik Yurttaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” projesiyle bu alanda yeni bir çabaya girişilmiştir.

Eğitim sisteminde 2012 yılında gerçekleştirilen yeniden yapılanma belirli kaygılara yol açmıştır. İlköğretimin ikinci evresinin birçok öğrenci açısından mesleki eğitim yönelimli olmasının, müfredatta dengesizlik yaratacağı, böylece çocukların ilköğretimi temel becerileri yeterince edinemeden tamamlamış olacağından korkulmaktadır. Ayrıca, çok sayıda çocuk da ortaöğretimin ikinci evresini dinsel eğitim veren imam hatip okullarında sürdürecek, diğerleri de ağırlıklı olarak dinsel içerik taşıyan seçmeli derslere haftada birkaç saat harcayabilecektir. Eğitimin giderek artan dinsel içeriğinin – İslam dinindeki çoğunluk akımı yansıtan din eğitimi ilkokullarda uzun süredir zorunludur ve din dersleri ayrıca imam hatip okulları ile bunlardan ayrı olan Kuran kurslarında da verilmektedir– çocukların düşünce özgürlükleri ve ana babaların çocuklarını kendi inançları doğrultusunda yetiştirme haklarıyla bağdaştırılması gerekmektedir. 

Örgün eğitim sistemi

İlköğretim:  İlköğretim kamu kurumlarında zorunlu ve ücretsizdir. Türkiye’deki tüm erkek ve kız çocuklar sekiz yıllık (1997’de beş yıldan sekiz yıla çıkarılmıştır) ilköğretime katılmak zorundadır. Kendi yetki alanları içindeki tüm çocukların ilköğretimin sonuna kadar okula devam etmelerini sağlamak ana babaların ve çocuklardan sorumlu olan diğer kişilerin – ve il valisinden okul müdürüne uzanmak üzere kamu görevlilerinin- sorumluluğundadır. 2011 yılına kadar çocuklar normal olarak ilköğretime 6 yaşına geldiklerinde başlarlardı (Çocuklarının henüz okula hazır olmadığını düşünen anne babalar okula başlamayı bir yıl erteleyebilirlerdi). Mart 2012’de Meclis tarafından onaylanan ve eğitim sistemini yeniden yapılandıran yasa ise zorunlu eğitime başlama yaşını çocuğun beş yaşını tamamladığı yılın Eylül ayının sonu olarak belirlemiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın konuya getirdiği açıklığa göre 2012-2013 ders yılında 2012 yılı Eylül ayı sonunda 66 ayı tamamlamış çocuklar okula başlayacak, aynı tarih itibarıyla 60 aylıktan büyük, ancak 66 aylıktan küçük çocuklar ise anne babalarının yazılı başvurusu ve çocuğun yeterince gelişmiş olduğu kanaati üzerine okula kaydedilebilecektir. 2011-2012 ders yılında Türkiye’de 10.979.301 çocuk ilkokula kaydolmuştur (gecikmiş ilkokul mezuniyetlerini tamamlamak üzere “açık” ilkokullara kaydolan 607.890 öğrenci dâhil). 2012-13 ders yılında, yeni düzenlemeye göre yaklaşık 1,5 yaş grubu okula başlayacağından, ilkokul öğrencisi sayısında artış olacaktır.

2012 yılındaki yeniden yapılanma ilköğretimi her biri dört yıllık iki evreye ayırmaktadır. Bugüne dek ilköğretim tek bir müfredat izlemişti (ağır engellilik durumu olan çocukların devam ettikleri okullar hariç). Yeniden yapılanmanın ardından ise, yalnızca ilk evre ortak müfredata tabi olacak, ikinci evrede ise (“ortaokul” olarak da adlandırılmaktadır) çocuklar, ortaöğretim sistemine benzeyen bir ayırımla, ya genel eğitimle devam edecek ya da öğrenimlerini mesleki eğitim ağırlıklı okullarda sürdüreceklerdir. 2012-2013 ders yılı itibarıyla, genel ortaokul dışındaki mevcut tek ortaokul türü imam hatip okuludur. Dolayısıyla, gerçekleştirilen yeniden yapılanmayla birlikte mevcut ilkokullardan bazıları ilk evre okullarına, bazıları genel ikinci evre (orta) okullara, bazıları da imam hatip ortaokullarına dönüştürülürken, diğerleri pratik nedenlerle şu an için bu okul türlerinin iki veya üçünün görevlerini üstlenerek eğitime devam etmektedir. Bu arada, 2011-2012 ders yılı sonunda 5’inci sınıfı bitiren tüm öğrenciler öğrenimlerine daha önceki genel müfredata göre devam etmektedir. Yeniden yapılanma ayrıca ilköğretimin ikinci evresinde (aynı zamanda ortaöğretimde) Kuran ve Peygamberin Hayatı dâhil olmak üzere daha fazla seçmeli sınıf               öngörmektedir.

Ortaöğretim: Milli Eğitim Temel Yasası’nın 27. Maddesi şöyle demektedir: “İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam etmek ve ortaöğretim imkânlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahiptir.” Ortaöğretim, belirli bir akademik müfredatı uygulayan genel liselerde ya da imam hatip okullarının dâhil olduğu çeşitli türlerdeki teknik ve mesleki liselerde sağlanmaktadır. Anadolu liselerine (yabancı dile ek ağırlık tanınan okullar) ya da fen liselerine (bir tür genel lise) giriş sınava tabidir. 2005 yılından başlayarak ortaöğretimin süresi üç yıldan dört yıla çıkarılmıştır. 2012 yeniden yapılanmasına göre dört yıllık lise eğitimi zorunludur (bununla birlikte başarılı öğrenciler için üç yıllık kısaltılmış süre üzerinde durulmaktadır). 2011-2012 ders yılında tüm Türkiye’deki ortaöğretim kurumlarına 940.268 “açık” ortaöğretim öğrencisi dâhil olmak üzere 4.756.286 çocuk ve genç kaydolmuştur. Bu öğrencilerin %56’sı genel liselerde, %44’ü de mesleki ve teknik liselerdedir.

Ortaöğretimde resmi politika teknik ve mesleki okulları tercih eden öğrenci sayısını artırma ve sistem içinde öğrencilere yön değiştirme imkânları tanıma yanlısı yönelimini korumaktadır. Bu amaçla, farklı okul tiplerinin sayısı azaltılmış ve çok müfredatlı okullar tercih edilmiştir. Sistemin esnekliğini artırmak için konular birbirini izleyen dersler şeklinde değil bağımsız “modüller” olarak verilmektedir.

Orta öğretimin sonunda, çeşitli yüksek öğretim kurumlarına girişi sağlamak üzere bir başka merkezi sınav daha yapılmaktadır. Maddi gücü yeterli olan aileleri hitap eden özel okulların Türkiye’deki örgün eğitim sistemi içindeki rolleri sınırlıdır; ilköğretim düzeyinde öğrencilerin %3’ünden, ortaöğretim düzeyinde ise %4’ünden küçük bir kesim bu okullara devam etmektedir. Ancak, öğrencilerin büyük bir bölümü önemli sınavlara hazırlanmak üzere normal ders saatleri dışında özel dershanelere gitmektedir.

Roller ve sorumluluklar: Milli Eğitim Bakanlığı örgün, açık ve yaygın eğitim faaliyetlerinden sorumlu kurumdur. Öğretimin düzenlenmesi, personel yönetimi, planlama ve kaynak tahsisiyle ilgili kararların çoğu Ankara’da bakanlığın merkezi teşkilatında alınmaktadır. Bakanlığın yapılanması, aşırı merkeziyetçi oluşu ve çok sayıda dikey ayrımları nedeniyle eleştirilmektedir. 2011 yılında, kısmen bu eleştirilere yanıt olarak önemli değişikliklere gidilmiştir.  Bu değişiklikler arasında ilköğretim ve okul öncesi eğitim genel müdürlüklerinin Temel Eğitim Genel Müdürlüğü olarak birleştirilmesi ve teknik ve mesleki eğitimden sorumlu genel müdürlüklerin tek bir bünyede toplanması da yer almaktadır. Bakanlık bünyesinde belli başlı işlevler için yeni yapılar (“grup başkanlıkları”) ve makamlar (“uzmanlıklar”) oluşturulmuştur. Birçok idareci ve diğer personelin görevi değişmiştir.

Eğer bir yandan okullara daha fazla özerklik tanınır öte yandan Bakanlığın okulların performansını izleyip değerlendirme gücünü artırırsa, daha etkili ve saydam bir yönetişim söz konusu olur, okullarının özerkliği güçlenir ve yerel idarelerin okulları sahiplenme isteği artabilir. Ancak şimdiye kadar, “e-okul” ve “e-yatırım” gibi online ve elektronik sistemler merkez teşkilatının izleme kapasitesini önemli ölçüde artırmış olsa bile, okulların özerkliği alanında önemli bir ilerleme sağlanamamıştır. Türkiye ile UNICEF arasındaki işbirliğinin bir parçası olarak okul finansmanına yönelik bir araştırma halen yapılmaktadir.

Meclise, hükümete ve Bakanlığa ek olarak, özerk bir kurum olan Yüksek Öğretim Kurulu, öğretmen yetiştirilmesi ve belli başlı sınavlardan sorumlu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi üzerindeki denetimiyle çocukların eğitimi açısından önemli bir aktör konumundadır. Askeri liseler gibi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluk alanı dışında kalan çok az okul vardır. Yerel yetkililer (özellikle İl Özel İdareleri), okul inşası, bakımı ve onarımı dahil olmak üzere eğitim sektörüne yardım ve destek sağlamaktadır. Bir kısmı eğitim konusunda uzmanlaşmış olan bir dizi akademik kuruluş, düşünce kuruluşu, özel şirket ve hükümet dışı kuruluş eğitimle ilgili konularda araştırma ve öneri üretmekte ve/veya okul inşası-onarımı, kampanyalar ve bağışlarla okula devamlılığı desteklemei,  gönüllü sağlama gibi çalışmalar yürütmektedir. Söz konusu kuruluşlar arasında Eğitim Reformu Girişimi (ERG); Türk Eğitim Derneği (TED), Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ve  Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yer almaktadır.