UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

6.4 Eğitime erişim

İlköğretim:  İlköğretim 1924 yılından bu yana zorunlu ve ücretsiz olmakla birlikte, başta muhafazakar, azgelişmiş ve kırsal yörelerdeki kız çocuklar olmak üzere ilkokula hiç başlamamış veya başlayıp da tamamlamamış çocuklar her zaman olmuştur. Bu durumun nedenleri arasında ekonomik sıkıntılar, çocuk işçiliği, okulun uzaklığı, şevk kırılması, ailenin ihmali, ayrımcılık ve toplumun kız çocuklara getirdiği kısıtlamalar yer almaktadır. Zorunlu eğitim 1997 yılında sekiz yıla çıkarıldığında kız ve erkek çocukların %100’ünün okullaşmasını sağlamak için kapsamlı bir çaba sergilenmişti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın UNICEF’in desteği ile 2003 yılında başlattığı Kız Çocukların Eğitimi Kampanyası daha önce ilkokula gitmemiş 230 bin kız ve 100 bin erkek çocuğun okullaşmasını sağlamıştır. Çocuklarını okula göndermeyen ana babalar titizlikle aranmış, diğer sektörlerin ve toplum liderlerinin desteğiyle ikna edilmiştir. Dünya Bankası’nın ve vergi indirimlerinden yararlanan özel bağışçıların desteğiyle yeni okulların inşasını öngören kapsamlı bir program başlatılmıştır.  Çocuklarını ilkokula gönderen yoksul ana babalar için şartlı nakit transferi (ŞNT) sistemi başlatılmıştır. Bu ödemeler annelere yapılmış, ayrıca okula gönderilen kız çocuklar için yapılan transfer miktarı artırılmıştır. Koşulluluğun etkili biçimde izlenmediğine ilişkin kimi eleştirilere karşın, ŞNT’nin yararlı olduğu konusunda hükümet ve sivil toplumda geniş bir kabul vardır. Ders kitapları ücretsiz dağıtıldığı gibi kimi durumlarda ücretsiz taşıma ve öğle yemeği de verilmiştir. Gerektiğinde, mevcut tüm mekanlar sınıf olarak kullanılabilmiştir. Bölge yatılı okulları, küçük köylerde yaşayan kız çocukların ilköğretimlerini tamamlayabilmelerini sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Özel sektör, medya ve sivil toplum kuruluşları kendi kampanyalarını ve projelerini yürütmüştür. Son dönemde, modern teknolojilerin yaygınlaşmasıyla, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemiyle ve e-okul veritabanıyla sağlanan imkanlar sayesinde çocukların okullaşma durumları daha iyi izlenebilmektedir. Eğitim görevlileri ve okullar, kendi illerinde, ilçelerinde ve bölgelerinde tüm erkek ve kız çocukların okullaşmasını sağlamaktan sorumlu tutulmaktadır. AB ve UNICEF desteğiyle geliştirilen hızlandırılmış öğrenim programıyla (“telafi eğitimi” olarak da bilinmektedir) hiç okula gitmemiş veya uzun süredir okula gitmeyen 10-14 yaş grubundan çocukları yeniden eğitim sistemine yönlendirmeyi ve akranlarıyla aynı sınıflarda eğitim görmelerini sağlamayı amaçlanmaktadır. 2008-2009 ders yılında başlatılan bu program, ücra köylerdeki kız çocuklarından şehirlerdeki Roman çocuklara ve yoksul kesimlerde büyüyen engelli çocuklara kadar en dezavantajlı sosyal gruplardaki kız ve erkek çocuklara ulaşmaktadır. Bu kapsamda bugüne kadar ulaşılan çocuk sayısı 31 bindir. Programın başarısı, yalnızca sahiplenmeye ve kaynak bulunmaya değil, aynı zamanda bu çocukların okul ortamlarına, okulların da bu çocuklara uyum sağlamasında karşılaşılan güçlüklere hızla çözüm bulunmasına bağlıdır. (Eğitim Reformu Girişimi tarafından Milli Eğitim Bakanlığı, AB ve UNICEF için hazırlanan Telafi Eğitimi Programı Ara Dönem Değerlendirme Raporu– ERG –http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/YSOP_MidtermReview_EN_14122011_FINAL.pdf).  Tüm bu çabalar, kentleşme, doğurganlığın azalması, ekonomik büyüme ve modernizasyon gibi çocukların okullaşmalarına genel olarak elverişli demografik ve toplumsal eğilimlerle örtüşmüştür.  

Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre 2011-2012 ders yılına gelindiğinde ilköğretimde net okullaşma oranı %98,67’dir.  İlköğretimde net okullaşma oranları açısından kız ve erkek çocuklar arasındaki açı neredeyse kapanmıştır. Okullaşma oranı erkekler için %98,77, kızlar için de % 98,56’dır. Okula kaydolmayan çocukların önemli bir bölümünün geç başlayanlar olduğu bilinmektedir. Bu çocuklar, ana babalarının zorunlu okul çağı hakkında iyi bilgilendirilmemeleri veya çocuklarının henüz okula hazır olmadığını düşünerek çocuklarını okula göndermeyi ertelemeleri nedeni ile okula geç kaydolmakta, okullaşma oranları düşürmektedir (Milli Eğitim Bakanlığı bu sorunun çözümü için otomatik okul kayıt sistemini başlatmıştır). Ayrıca ilköğretim çağında olup ortaokula giden çocukların olduğu da bilinmektedir. Tüm bunlara karşın ilköğretime %100 katılımın sağlandığını söylemek için henüz erkendir. Bugün bile yoksulluğun tutucu toplumsal normlarla, düşük beklentilerle ve çocukların aile içinde yüklendikleri sorumluluklarla birleşmesi gibi nedenler yüzünden ilköğretimin üst sınıflarında okurken okullarından ayrılan kız çocuklar vardır. Örneğin, Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre 2011 yılında ilköğretimi bitirenlerin arasında her 100 erkek çocuğa karşın 90,5 kız çocuk bulunmaktadır. Oysa resmi yıl sonu nüfus verilerine göre 10-14 yaş grubu nüfusunda her 100 erkek çocuğa düşen kız çocuk sayısı 94,9’dur (Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi). Bu sorunun boyutları illere ve bölgelere göre önemli farklılıklar göstermektedir. Diğer çocuklar arasında da okula düzenli olarak devam edemeyenler vardır. Düzenli devam edememe nedenleri arasında tarımda çocuk işçi çalıştırılması, okul şevkinin kırılması ve geçmişte kimi çocukların hiç okula gitmemelerine yol açan okula uyum sorunları gibi etmenler yer almaktadır. Ortalama olarak, 2010-11 ders yılında ilkokul öğrencileri mazeretsiz olarak sekiz gün okula gelmemişlerdir. Okula devamsızlık 2007 ile 2011 yılları arasında belirgin biçimde artmıştır. Okul devamsızlığı en yaygın olarak üst sınıflarda, yoksul öğrenciler arasında, Doğu bölgelerinde, çoğu bölgede erkek öğrenciler arasında, kentsel yerleşimlerde ve okul performansı ortalamanın altında olan çocuklarda görülmektedir (Okul devamlılığıyla ilgili ayrıştırılmış veriler açıklanmamakla birlikte bu sorun Eğitim Reformu Girişimi – ERG- tarafından analiz edilmiştir). Milli Eğitim Bakanlığı bu konuya ilişkin olarak bir Devamsızlık Yönetim Modeli geliştirmiştir. Bu model, okullara devamsızlık risklerini belirleme, devamsızlık durumunu izleyip gerekli önlemleri alma yükümlülüğü getirmekte ve okulların bu alanda izleyecekleri yolu göstermektedir. İllerdeki eğitim müdürlüklerinden de toplanan veriler temelinde hareket etmeleri beklenmektedir. Bu modelin yaşama geçirilmesinde sergilenecek kararlılık, okul dışında kalan çocuklar sorununun aşılmasının ön koşullarından biridir. Bu arada, okula hiç kaydolmayan, doğum kaydı da olmadığı için istatistiklerde de hiç görünmeyen çocuklar olduğuna ilişkin bildirimler vardır.  

TBMM tarafından Mart 2012’de kabul edilen ve eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasının bir parçası olarak ilkokula başlama yaşını aşağıya çeken düzenleme, halihazırda ortada bir geç başlama sorunu olduğundan eğitime erişimle ilgili sayısal verileri etkileyebilecektir. Dile getirilen bir başka kaygı ise, ilköğretimin normal olarak ayrı okullarda sağlanacak olan her biri dörder yıllık iki evreye bölünmesinin, kız çocukların okul terklerini kolaylaştırarak ilköğretimin tamamlanmaması sorununu daha da ağırlaştırabileceğine ilişkindir. 

6

Kaynak: Milli Eğitim Bakanlığı, Örgün Eğitim İstatistikleri, 2011-12

   

Ortaöğretim: Ortaöğretimde (eğitim sisteminde 9-12 sınıflar) okullaşma, demografik, ekonomik ve toplumsal değişimlerle birlikte hızla artmakta olmakla bile gelişmiş ülkelerdeki düzeyin hayli altında kalmaktadır. Son on yıl içinde net okullaşma oranı %50’den neredeyse %70’e çıkmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre 2011-2012 ders yılında bu oran %67,37,brüt okullaşma oranı ise %92,56’dır. Brüt ve net oranlar arasındaki bu büyük fark, ara verme ya da sınıf geçememe gibi nedenlerle çok sayıda çocuğun eğitime gecikerek devam ettiğini göstermekte, kimi ortaöğretim kurumlarının müfredatında ek hazırlık yılları öngörüldüğüne işaret etmektedir. Ortaöğretimde net okullaşma oranı ülkenin batısında bulunan birçok ilde %80-90 düzeyindeyken kırsallığın görece ağır bastığı doğudaki kimi illerde %30-40’a düşmektedir. Yoksulluk, çocukların dışarıda çalışıp para kazanma veya ev işlerine yardımcı olma zorunlulukları ve cinsiyet ayrımcılığı ortaöğretimde okullaşma açısından önemli belirleyicilerdir. Hizmetlerin bulunabilirliği ve kalitesi de etkili olabilmektedir. 2011-2012 ders yılında toplumsal cinsiyet açığı daralmış, böylece kızlarda net okullaşma oranı %66,14 ile erkeklerdeki %68,53’e yaklaşmıştır (Brüt okullaşma oranları ise erkekler ve kızlar için sırasıyla %95,68 ve %89,26’dır). Ülkenin batısındaki daha zengin kimi illerde kızların net okullaşma oranı erkeklerin de üzerindeyken Orta Anadolu ve doğudaki pek çok ilde bu kez arada erkekler lehine önemli bir fark bulunmaktadır. Kalabalık ailelerin çocukları, eğitim ve gelir düzeyi düşük ana babaların çocukları, ilkokulda başarılı bir performans sergileyemeyen veya düzenli devam edemeyen çocuklar ve yatılı bölge okullarına gidenler, ilköğretimi tamamlasalar bile, ortaöğretime devam şansları en az olan çocuklardır. Ortaöğretimde devamsızlık ve okul terk oranlarının çok yüksek olduğu anlaşılmaktadır: Ortaöğretimde her ders yılında öğrencilerin %40’ından fazlası 20 gün veya daha fazla devamsızlık yapmakta, yaklaşık %8’i de okulu resmen bırakmaktadır. Eğitim sisteminde Mart 2012’de gerçekleştirilen yeniden yapılanma nedeniyle ortaöğretimde net okullaşmanın önümüzdeki dört yıl boyunca artması beklenmektedir. Bununla birlikte, bu kademede net okullaşmanın %100’e çıkarılması, devamsızlık ve okul bitirememe gibi durumların ortadan kaldırılması için büyük çabalar gösterilmesi gerekmektedir. İlköğretimde olduğu gibi ortaöğretimde de devamsızlığın denetimiyle ilgili bir mekanizma geliştirilmesi, bu konudaki nedenlerin ve eğilimlerin sürekli analiz edilmesi gerekmektedir.

 Seçilmiş büyük illerde net okullaşma (%), 2010-11

 

İlköğretim

Ortaöğretim

 

Erkek

Kız

Erkek

Kız

Ankara

99,54

99,40

82,63

83,37

Izmir

99,13

99,09

74,11

76,64

Bursa

99,31

99,08

77,07

73,71

Istanbul

99,60

99,16

70,64

70,83

Antalya

98,52

98,40

71,00

71,73

Adana

99,15

98,86

67,86

64,70

Gaziantep

99,27

98,96

58,10

51,59

Konya

98,63

98,13

64,23

60,95

Diyarbakır

98,66

98,39

50,23

39,72

Şanlıurfa

97,99

96,66

40,17

27,62

Turkey

98,59

98,22

68,17

63,86

Kaynak: Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistikleri, 2011-12

 

Okul Dışı Çocuklara Yeni Yaklaşımlar: Türkiye, 2010 yılından bu yana UNICEF ile UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün ortak eşgüdümünde yürütülen Okul Dışındaki Çocuklar küresel girişiminin (OOSC) katılımcısı 25 ülke arasındadır (Daha fazla bilgi için bakınız, http://www.unicef.org/infobycountry/files/Final_OOSC_Flyer.pdf). Bu girişim, beş yaşından başlamak üzere okula kaydolmayan (kalıcı veya geçici biçimde), geç kaydolan, kaydolup da devam etmeyen, sık devamsızlık gösteren ve/veya okul performansında diğerlerinden önemli ölçüde geri kalan ve bu nedenle eğitimini tamamlayamama riskiyle karşılaşan çocukları kapsamak üzere çocukların eğitim dışı kalmaları olgusuna geniş bir perspektiften yaklaşmaktadır. Az önce sayılan durumlardan hareketle bu çocukların durumu “dışarıda kalmanın beş boyutu” veya “5DE” olarak adlandırılmaktadır. Yüksek okullaşma oranlarıyla düşük devamlılık oranları – ayrıca kimi illerde sınıf tekrarı olaylarına sık rastlanması- dikkate alındığında bu kavramsal yaklaşımın Türkiye’deki duruma uygun düştüğü söylenebilir. Böylece Türkiye’de de hedef belirleme ve sağlanan ilerlemenin ölçülmesinde yeni perspektifler benimsenebilir. 

OOSC girişimi bugüne kadar asıl olarak temel eğitimi ele almış olmakla birlikte, eğitim sisteminden eşit ölçüde yararlanamama olasılığı olan kız ve erkekleri belirleyerek, bu olasılığın düzeyine ve niteliğine göre kendilerine destek olmaya yönelik benzer bir yaklaşım ortaöğretim düzeyinde de uygun olabilir. OOSC araştırması bundan sonra ortaöğretimin üst kademesi (Türkiye’de ortaöğretime tekabül eden düzey) için de yapılacaktır ve Türkiye de bu araştırmaya katılacaktır. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ülkedeki mevcut durumu iyileştirmeye yönelik kararlılığının bir işaretidir. 

Okul Dışı Çocuklara Yeni Yaklaşımlar: Türkiye, 2010 yılından bu yana UNICEF ile UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün ortak eşgüdümünde yürütülen Okul Dışındaki Çocuklar küresel girişiminin (OOSC) katılımcısı 25 ülke arasındadır (Daha fazla bilgi için bakınız, http://www.unicef.org/infobycountry/files/Final_OOSC_Flyer.pdf). Bu girişim, beş yaşından başlamak üzere okula kaydolmayan (kalıcı veya geçici biçimde), geç kaydolan, kaydolup da devam etmeyen, sık devamsızlık gösteren ve/veya okul performansında diğerlerinden önemli ölçüde geri kalan ve bu nedenle eğitimini tamamlayamama riskiyle karşılaşan çocukları kapsamak üzere çocukların eğitim dışı kalmaları olgusuna geniş bir perspektiften yaklaşmaktadır. Az önce sayılan durumlardan hareketle bu çocukların durumu “dışarıda kalmanın beş boyutu” veya “5DE” olarak adlandırılmaktadır. Yüksek okullaşma oranlarıyla düşük devamlılık oranları – ayrıca kimi illerde sınıf tekrarı olaylarına sık rastlanması- dikkate alındığında bu kavramsal yaklaşımın Türkiye’deki duruma uygun düştüğü söylenebilir. Böylece Türkiye’de de hedef belirleme ve sağlanan ilerlemenin ölçülmesinde yeni perspektifler benimsenebilir. 

OOSC girişimi bugüne kadar asıl olarak temel eğitimi ele almış olmakla birlikte, eğitim sisteminden eşit ölçüde yararlanamama olasılığı olan kız ve erkekleri belirleyerek, bu olasılığın düzeyine ve niteliğine göre kendilerine destek olmaya yönelik benzer bir yaklaşım ortaöğretim düzeyinde de uygun olabilir. OOSC araştırması bundan sonra ortaöğretimin üst kademesi (Türkiye’de ortaöğretime tekabül eden düzey) için de yapılacaktır ve Türkiye de bu araştırmaya katılacaktır. Bu durum, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ülkedeki mevcut durumu iyileştirmeye yönelik kararlılığının bir işaretidir. 

Okul Dışı Çocuklar Girişimi’ne Göre Okul Dışılığın Beş Boyutu (5B)

Boyut 1 – 5 yaşındakilerin ilkokul öncesi eğitim dışı olmaları

Boyut 2 – 6-10 yaş grubundakilerin okul dışı olmaları (devam edip terk etmiş/hiç okula başlamayacak/geç başlayacak)

Boyut 3 - 11-13 yaş grubundakilerin okul dışı olmaları (devam edip terk etmiş/hiç okula başlamayacak/geç başlayacak)

Boyut 4 – 1. sınıfla 5. sınıf arasındaki çocuklarda okul terk riski

Boyut 5 -  6. sınıfla 8. sınıf arasındaki çocuklarda okul terk riski 

OOSC girişiminin ilk aşaması olarak gerçekleştirilen araştırmada benimsenen kavramsal yaklaşım, yalnızca okula gidemeyen çocukların –veya kızların- sayısıyla ülkede var olan izleme ve müdahale sistemleri değil, aynı zamanda söz konusu çocukların geri planları, eğitime katılımlarının önündeki engeller ve bu nedensel etmenler karşısında alınması gereken önlemler üzerinde Türkiye’de yapılan daha önceki çalışmalara nazaran daha sistematık bir biçimde durulmasını sağlamaktadır. Türkiye ile ilgili olarak yayınlanacak raporda, okula gitmeyen, hiçbir zaman kaydolmayacak, okulu daha şimdiden terk etmiş ve mezun olmadan okulu terk edecek olan çocuk sayılarıyla ilgili tahminler yer almaktadır. Okul dışı çocukların profiline gelince; “Kırsal kesimde; Güneydoğu Anadolu, Orta-Doğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu NUTS-1 bölgelerini kapsayan Doğu Bölgesinde yaşayan ve aileleri düşük gelirli çocuklar” okul dışı kalma olasılıkları en yüksek olanlardır. Ayrıca, anne baba eğitim düzeyi düşük ve ana dili Kürtçe olan çocukların –özellikle anne Türkçe bilmiyorsa- okul dışı kalma olasılıkları daha da yüksektir. Çocuk İşçiliği Araştırması verilerine göre, okul dışı kalma olasılıkları yüksek bir başka çocuk kesimini de çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Bu grupların hepsi için, kız çocukların okul dışı kalma olasılıkları erkek çocuklara göre daha yüksektir… Okul dışı kalan çocuklar arasındaki kimi alt gruplar da şöyledir: nüfus kaydı olmayanlar; özel eğitim gereksinimi olan çocuklar; kronik hasta veya uzun süreli tedavi gereksinimi olanlar;  Roman çocuklar; evlenen ve/veya gebe kalanlar; yabancı göçmen, sığınmacı ve mülteci konumunda olan çocuklar; kendi ülkelerinde yerlerinden edilmiş, göçe katılmış veya göçebe çocuklar ve adalet sistemiyle tanışmış çocuklar. Rapora göre, halen okulda olan ancak eğitimden dışlanma riskiyle karşı karşıya olan çocuklar da büyük ölçüde aynı özelliklere sahiptir. “Eğitimden dışlanma riskiyle ilgili olarak öne çıkan hususlar, okul devamsızlığı ve çoğu kez temel eğitim için azami yaş sınırı belirleyen yasa nedeniyle akranlarından geri kalan çocukların belirli bir yaştan sonra okulla ilişkilerinin kesilmesidir. Sonuçta, okula geç başlayanlar, sağlık veya başka nedenlerle okula uzun süre devam edemeyenler ve sınıf tekrar edenler, eğitimden dışlanma riski en fazla olan çocuklardır.”

Raporda eğitimden dışlanmaya yol açan “engeller veya tıkanmalar” olarak belirlenen durumlar arasında şunlar yer almaktadır:  cinsiyet ve engellilik durumu ile ilgili değerler, yoksulluk ve çocuk işçiliği, göç nedeniyle toplumla olan bağların zayıflaması, uzun süren hastalıklar (çocuğun ya da ailedeki bir başka kişinin) ve travma yaratan deneyimler (suç, şiddet veya cinsel istismar gibi). Rapora göre okulların ve eğitim sisteminin çeşitli özellikleri de dezavantajlı kesimlerden çocukların okula gitmelerini engelleyebilmektedir. Bu özellikler arasında sayılanlar şunlardır:  evle okul arasındaki mesafenin uzaklığı, kırsal kesimlerde taşımalı ve yatılı eğitimle ilgili sorunlar, sınıfların kalabalık oluşu; öğretmen sayısı, niteliği ve öğretmenlerin aldıkları eğitimin yetersizliği; şiddet ve fiziksel ceza uygulamaları, engelli çocukların okula rahatça erişememeleri,  yetersiz katılım ve saydamlık; kayıt, devamsızlık ve azami yaşla ilgili idari düzenlemeler ve çocuğun eğitimden dışlanma riskini azaltmak üzere gerekli önlemler alınmasını sağlayacak okul düzeyi kaynakların bulunmayışı. Bir çocuğun eğitime katılamaması, genellikle bu etmenlerden birkaçının bir araya gelmesinin sonucudur.

Yayınlanacak OOSC ülke raporu, hükümetin çeşitli alanlardaki girişimlerinin okullaşma ve devamlılık açısından olumlu kimi sonuçlar verdiğini kabul etmektedir. Rapor, daha ileriye gidilmesi için halen mevcut politikaların ve sistemlerin çoğunun sürdürülmesini ve daha da güçlendirilmesini tavsiye etmekte, okul kalitesiyle ilgili birçok alanda iyileştirmelere gidilmesini savunmaktadır. Raporda yer alan çok sayıda tavsiye arasında şunlar da bulunmaktadır: yoksul hanelere mensup çocuklarla engelli çocuklara yönelik ücretsiz okul öncesi hizmetlerin yaygınlaştırılması; Roman, göçebe, mülteci, sığınmacı, göçmen ve yerlerinden edilmiş ve mevsimlik tarım işlerinde çalışan çocuklar için özel hedeflerin belirlendiği müdahaleler; kırsal yörelerdeki mevcut erişim modellerine alternatiflerin değerlendirilmesi; eğitimin yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesi; yerel koşulları yansıtan daha esnek okul takvimi üzerinde düşünülmesi; kaynaştırma eğitiminde ve eğitimin çocuğun ana dili dışında başka bir dilde verildiği durumlarda öğretmen kapasitesinin güçlendirilmesi; fiziksel ceza dahil olmak üzere okullarda her türlü şiddete son verilmesi ve kimi idari düzenlemelerin – örneğin yabancı öğrencilerle doğum kaydı olmayan çocukların okula kabulü ile ilgili olanların - gözden geçirilmesi. Raporun daha fazla araştırma yapılmasını öngördüğü alanlardan kimileri ise şöyledir: engellilik ve eğitime ilişkin toplumsal değerlerin eğitimin dışında kalma durumu üzerindeki etkileri; izinli veya izinsiz olarak Türkiye’de kalan yabancı göçmenlerin çocuklarına ve eğitim ihtiyaçlarına ilişkin sayısal veriler; adalet sistemiyle tanışmış çocukların eğitim ihtiyaçları; Roman çocukların eğitim ihtiyaçlarına ilişkin nicel ve nitel araştırmalar; çocuk işçiliği-okula gitmeyen çocuklar ilişkisi; okul-aile birlikleri; çocukların okul içinde ve dışında yaşadıkları şiddet; okullarda içme suyu, çeşme suyu, elektrik ve tuvalet gibi imkanların bulunabilirliği ve 11 yaş ile kız çocuklara odaklanmak üzere okul terk olayları ve nedenlerine ilişkin araştırmalar.

OOSC ülke raporunun eksikliği, kısmen 2008 Nüfus ve Sağlık Araştırması verilerini temel alması, bu nedenle son dört yıl içindeki gelişmeleri gözetmemesi, dolayısıyla güncellenmesi gerektiğidir. Bununla birlikte, raporun okul dışındaki çocuklara ilişkin olarak sunduğu profilin geçerliliğini bugün de büyük ölçüde koruduğu söylenebilir. Bu arada, belirli çocuk gruplarının eğitime katılmalarını ve kız ve erkek çocukların eğitim haklarından eşit biçimde yararlanmalarını sağlayacak politikaları da içeren bir stratejinin gerekliliğine özel vurgu yapılmaktadır. Okullaşmayı artırmaya ve okul devamlılığını sağlamaya yönelik çabaların gerek eğitim sisteminin içinden gerekse dışında çok sayıda aktörün katılımını gerektirdiği açıktır. Bölgesel kalkınma politikalarının, sosyal yardımların, sosyal hizmetlerin, engellilere yönelik politikaların, çocuk işçiliğini ve ayrımcılığı önlemeye yönelik politikaların bu alanda rolü ve önemi vardır. Diğer taraftan, okula katılım, tüm çocukların topluma dahil olma ve eşit fırsatlardan yararlanmalarının en önemli göstergelerinden biridir.

Roman çocukların eğitimi

Türkiye’de diğer alanlarda olduğu gibi okul katılımına ilişkin veriler de etnik gruplara göre hiçbir zaman ayrıştırılmamaktadır. Bu nedenle, Roman çocuklar söz konusu olduğunda okula kaydolmama, geç kaydolma, devamsızlık veya erken okul terki gibi durumların hangi düzeyde olduğunu, bu konularda zamanla iyileşme mi yoksa kötüleşme mi olduğunu belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte, Kız Çocukların Eğitimi Kampanyası, Telafi Eğitimi ve benzer projeler, kampanyalar ve girişimler sırasında Roman çocuklarla benzer topluluklara mensup çocukların okul katılımı en düşük kesimleri oluşturduğu belli olmuştur. Ayrıca, bu kesimlerden olup okula kaydolanların da diğer akranlarından geri kalma ve okulu tamamlayamama riski yüksektir. Bu izlenimler, Okul Dışı Çocuklar konusunda yayınlanacak ülke raporunda atıfta bulunulan 2008 tarihli araştırmanın (Marsh et.al.: “Eşitsiz Vatandaşlık: Türkiye Çingenelerinin Karşılaştığı Hak İhlalleri) bulgularıyla aynı doğrultudadır. Roman çocukların eğitimde yer alamamasına yol açan etmenler arasında yoksulluk, çocuk işçiliği, hem kızlar hem erkekler arasında erken evlenme, Roman toplulukların resmi makamlardan çekinilme eğilimi, örgün eğitimin yararlarına ilişkin deneyim eksiklikleri ve ayrımcılık yer almaktadır. Ayrıca, Roman topluluklarda nüfusa kaydedilmemiş çocuklar da olabilmekte, Romanların oturdukları mahallelerdeki okullar öğretmen ve donanım açısından yetersiz kalabilmektedir. Okullar ve öğretmenler Roman çocuklar söz konusu olduğunda düşük beklentiler içine girmekte, Roman çocuklar ve aileleri de okul kurallarına ve işleyişine uyum güçlüğü çekebilmektedir. Kimi toplulukların kısmen göçebe yaşam sürdürmeleri ve karşılaştıkları konut sorunları da Roman kız ve erkek çocukların okul devamlılığını ve erken okul terk durumlarını etkilemesi de olasıdır. Oysa Romanların eğitime katılımlarının sağlanması yalnızca eğitim hakkı açısından değil, çoğu kez dezavantajlı durumdaki bu çocukların ve ailelerin diğer ekonomik ve sosyal hakları açısından da önemlidir. Başbakan son yıllarda bir Roman “açılımından” söz etmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı da 2010-2011 yıllarında Roman çocukların eğitim dışı kalma durumlarını azaltacak bir eylem planı hazırlamıştır. Ne var ki, daha yakın dönemlere bakıldığında yetkililerin bu konudaki kararlılığı zayıflamış görünmektedir ve henüz ortada geliştirilen herhangi bir politika, özel hedefli müdahale veya eylem planı da yoktur.