UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

6.9 Başka diller konuşan çocuklar

Günümüz dünyasında ana dilde eğitim yalnızca çocuk açısından yararlı görülmekle kalmamakta, aynı zamanda temel bir hak sayılmaktadır. Örneğin bu konuda UNESCO’nun görüşü şöyledir: “Ana dilde öğretim, ilköğretim ve okuryazarlık açısından temel önemdedir ve bunun mümkün olduğu ölçüde eğitimin daha ileri aşamalarına da uzatılması gerekir” (Çok Dilli bir Dünyada Eğitim, 2003). BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012’de açıkladığı en son Sonuç Gözlemlerinde şu kaygısını dile getirmiştir: “Resmen tanınmış azınlıkların dilleri dışında Türkçeden başka dilde eğitim verilmemesi, ana dilleri Türkçe olmayan resmen tanınmamış azınlıklara mensup çocukları eğitim alanında dezavantajlı kılmaktadır.” Komite bu saptamasının ardından hükümete şu tavsiyede bulunmuştur: “Türkçeye ek olarak başka dillerin de yaygın biçimde konuşulduğu yörelerde özellikle ilkokullarda Türkçeden başka dillerde de eğitim verilmesinin yolları üzerinde durma…”

Yayıncılıkta ve diğer alanlarda anadil kullanımına getirilen kimi sınırlamaları kaldırma yönündeki eğilime karşın, henüz eğitim alanında aynı doğrultuda herhangi bir politika girişiminde bulunulmamıştır. Bu dillerde eğitim, okul öncesi eğitimde bile yoktur. Anadilde eğitimi gerçekleştirmek, öğretmen yetiştirme ve eğitim materyalleri hazırlamaya yönelik düzenlemeler gerektirmekte, ayrıca yerel nüfus tarafından kullanılan dillerdeki çeşitliliği dikkate alınmalı ve tüm yurttaşların çoğunluk dili olan Türkçeyi konuşabilmelerini sağlanmalıdır. Eğitim politikaları alanında uzmanlaşmış bir STK olan Eğitim Reformu Girişimi (ERG), UNESCO tarafından da kullanılan çok dilli  eğitim kavramına atıfta bulunarak anadilde eğitim konusundaki tıkanıklığı aşmaya çalışmıştır. (Dr Müge Ayan Ceyhan ve Dilara Koçbaş: Çiftdillilik ve Eğitim, 2009 - http://erg.sabanciuniv.edu/sites/erg.sabanciuniv.edu/files/ciftdillilik.22.12.10.pdf).

Ayrı bir gelişmede, talebe ve öğretmen bulunabilirliğine bağlı olmak üzere ilköğretimin ikinci evresinde (5-8 sınıflar) seçmeli ders olarak Kürtçenin konulmasına yönelik hazırlıklar yapılmaktadır. Bu gelişme, BM Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin 30. Maddesinde belirtilen, çocukların kendi kültürlerinden ve dillerinden yararlanma haklarının yaşama geçirilmesine katkıda bulunabilir. 

Eğitimle ilgili bilgi kaynakları

Çocukların eğitim hakkının yaşama geçirilmesi amacıyla benimsenecek politikalara girdi sağlayacak ve bu alanda kaydedilen ilerlemenin değerlendirilmesine yarayacak birçok bilgi, istatistik, araştırma, analiz ve fikir teatisi mevcuttur. Milli Eğitim Bakanlığı, illere, yaş gruplarına, cinsiyete, eğitim düzeyine ve verilen eğitimin türüne göre ayrıştırılmış olmak üzere okullaşma oranlarıyla birlikte öğrenci, öğretmen ve derslik sayılarını veren yıllık istatistikler yayınlamaktadır. (http://sgb.meb.gov.tr/istatistik/). Bakanlık ayrıca e-okul veri tabanı yoluyla bir kısmı araştırmacılarla da paylaşılan ayrıntılı bilgiler toplamaktadır (gerçi bu verilerin kapsamına ve kalitesine ilişkin birtakım soru işaretleri de bulunmaktadır). Uluslararası kuruluşlara gelince; Dünya Bankası, UNICEF, UNESCO, OECD ve Avrupa Konseyi Türkiye’de çocukların eğitimiyle ilgili çeşitli hususlarla yakından ilgilenerek bu konularda araştırmalar yapmakta, diğer ülkelerle karşılaştırabilir veriler sunmaktadır. Türkiye PISA testleri ve UNICEF/UNESCO Okul Dışı Çocuklar Girişimi gibi uluslararası girişimlerde yer almaktadır. İstanbul’daki Sabancı Üniversitesi merkezli bir düşünce kuruluşu olan Eğitim Reformu Girişimi (ERG), analiz ve yorum açısından zengin bir kaynak durumundadır. ERG pek çok konuyu kapsayan yıllık Eğitim İzleme Raporuna ek olarak son yıllarda hemen her konuda araştırmalar ve raporlar hazırlamıştır. Bu araştırma ve raporlarda ele alınan konular arasında eğitimde hakkaniyet, mesleki ve teknik eğitim stratejisi, kaynaştırma/bütünleştirme eğitimi, din eğitimi ve çiftdilli eğitim de yer almaktadır. Elinizdeki Durum Analizi hazırlanırken çeşitli ERG yayınlarına başvurulmuştur. Eğitim sektörüne ilişkin bu zengin veri ve araştırma varlığından daha fazla yararlanılması, bilgilerin yaygınlaştırılıp paylaşıldığı, konuların kamuoyunda bilgi temelinde tartışıldığı ve politikaların anlamlı istişare süreçlerden geçtiği bir ortak kültürün gelişmesine bağlı olduğu öne sürülebilir. Ortadaki boşluklardan biri, örneğin Kürtçe-Arapça konuşanlar, Romanlar, kurumlara yerleştirilen çocuklar, düşük gelirli ailelerin çocukları, çalışan çocuklar ve göçmenler gibi belirli toplumsal kökenlere mensup kız ve erkek çocukların eğitime katılımı ve eğitim performansı gibi alanlardaki veri yokluğudur.