UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

7.1 Geçiş döneminde yaşam

Ergenliğin ve gençliğin bir insanın yaşamında taşıdığı önem ne kadar vurgulansa azdır. BM Çocuk Hakları Komitesi 2003 yılında “Çocuk Haklarına dair Sözleşme bağlamında ergen sağlığı ve gelişimi” üzerine dile getirdiği yorumunda ergenliği şöyle tanımlamıştır:  “cinsel ve üreme açısından olgunlaşma dâhil olmak üzere fiziksel, bilişsel ve sosyal açılardan hızlı değişimlerin damga vurduğu; yeni bilgileri ve becerileri gerektiren yeni sorumlulukların üstlenildiği yetişkin davranış ve rollerine geçme kapasitesinin giderek güçlendiği bir dönem.” Örneğin, sözel iletişim becerileri, duyguları kontrol altına alma yeteneği ve kamu hizmetlerine nasıl erişileceğine ilişkin bilgiler, ergenlik ve erken gençlik döneminde edinilir. Ergenlerin ve gençlerin, dinlenme, öğrenme, düşünme ve sosyalleşme izin zamana ve mekâna ihtiyacı vardır. Buna, bilgiye erişim kanallarının eşlik etmesi gerekir. Bu sayede ergenler ve gençler sosyal, fiziksel ve cinsel olgunlaşma dönemine ait risklerden kaçınabilirler; ekonomik etkinlikler dâhil yetişkin yaşamına katılmada insana yakışır fırsatlar yakalayabilirler. Gençlerin kimi alışkanlıklar edindikleri, çeşitli deneyimler yaşadıkları ve/veya gelecekteki sağlık durumlarını, esenliklerini, kariyerlerini, toplumdaki ilişkilerini ve rollerini belirleyen tercihlerde bulundukları dönem bu dönemdir. İşte bu dönemde doğru hizmetler ve özen, fırsatları azamiye çıkartırken riskleri asgari düzeyde tutabilir.

Türkiye’de gençlere yeterince özenli davranılıp destek sağlandığını söylemek güçtür. Gençlere yönelik resmi ve kamusal tutumlar önce onların ideal rolleri olarak Cumhuriyet’in korunmasını ve modernleşmenin öncülüğünü göstermiş, ardından gençlerin sapkın ideolojilerden korunmasına vurgu yapılmış sonra da gençlerin apolitik ve tüketimci alışkanlıklarından şikâyete başlanmıştır (Halil Nalçaoğlu: Gençlik ve Yeni Toplumsal İletişim Ethos’u: Yanılsamalar, Bulgular ve Spekülasyonlar, bkz. Umut Sarp Zeylan, ed.: Eğitimin Değeri ve Gençlik, 2007, ss. 91-93). Son yıllarda hükümet bir gençlik politikası benimsemeye yönelmiş olmakla birlikte bu alandaki ilerleme henüz yavaştır.

Yetişkinliğe geçişte ana babaların ne ölçüde yardımcı oldukları, ya da bu süreci ne kadar zorlaştırdıkları, hayatta olmaları, birbirleriyle olan ilişkileri ve eğitim düzeyleri gibi çeşitli etmenlere göre farklılık gösterir. Birçok ana baba, ergenlik döneminde ortaya çıkan konulara ilişkin olarak çocuklarının durumunu anlayabilecek, ihtiyaçlarına yanıt verebilecek veya onlarla bu konuları konuşabilecek hazırlık içinde olmayabilir veya eğitim düzeyleri buna elvermeyebilir. Bu sorun, erken yaşlarda da ortaya çıkabilir. Pek çok ana baba ilk yıllarda çocuklarını şefkat ve sevgiyle kucaklar ve/veya onları şiddet tehdidiyle disiplin altına alabilirken, onları yararlı baş zaman etkinliklerine ve ilgi alanlarında yönlendirmede, tutarlı kurallar getirmede, durumları onlarla tartışarak ve gerekli açıklamaları yaparak çocuklarının saygısını kazanmada çok yetersiz kalabilirler. WHO Okul Çocuklarının Sağlık Davranışları Avrupa Araştırmasına göre  (http://www.euro.who.int/data/assets/pdf_file/0003/163857/Social-determinants-of-health-and-well-being-among-young-people.pdf) daha düşük sosyoekonomik statüye sahip ailelerin çocukları anneleriyle iletişim kurmada en fazla güçlük çeken çocuklardır (s.15) ve 15 yaşa gelindiğinde kız çocukların önemli konuları babalarıyla konuşmaları son derece güçleşmektedir (s. 25). Çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan, çocukları kendilerinden daha eğitimli olan veya kendilerinin büyüyüp yetiştikleri ortamlara göre çok farklı ortamlarda yetişen büyükler, ergenlik döneminden başlamak üzere çocuklarına söz geçirmede özellikle güçlük çekebilmektedir. Kimi ana babalar aşırı koruyucu ve aşırı hoşgörülüdür. Çocuğuna aşırı beklenti yükleyen ana baba, okul veya üniversitedeki başarısızlığı, itaatsizlik veya sorumsuzluk olarak gördükleri davranışları anlamada daha da zorlanmakta, bu nedenle ağır sözler söyleyebilmekte, aşırı disiplin uygulamalarına başvurabilmekte ya da çocuğa olan ilgilerini yitirebilmektedir.

Gençlerin sayısı ve statüsü: Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü bugün yaşam sürecinin bu kritik evrelerinden geçmektedir.  2011 yılı sonunda 74,7 milyonluk toplam nüfus içinde 20-24 yaş grubundan 6,2 milyon, 15-19 yaş grubundan 6,3 milyon, 10-14 yaş grubundan da 6,6 milyon ergen ve genç vardır. Bu sayılanlardan sonuncusu, yaş dilimleri olarak bakıldığında en kalabalık grubu oluşturmaktadır. Bu durumda, ergenlerin ve gençlerin toplam nüfusun en az dörtte birini oluşturduğu, bu durumun da ancak yıllar sonra önemli ölçüde değişeceği söylenebilir. Gençlerin, yaşamlarının bu kritik yıllarında içinde bulundukları koşullar, özellikle sosyal kökenlerine (Bkz. Bu Durum Analizinin 2. ve 3. bölümleri) ve ilk ve ortaöğretim deneyimlerine (Bkz. 6. bölüm) bağlı olarak büyük değişkenlik gösterir. Yaygın kültürel değerler bu yaş grubundaki erkek ve kız çocuklardan beklenen roller ve davranışlar açısından büyük bir fark gözettiğinden, cinsiyet de ergenlik ve gençlik dönemi deneyimlerinin belirlenmesinde çok önemli bir etmendir.

Türkiye’deki resmi istihdam istatistiklerine göre 15 ile 24 yaş arasındaki kurumsal olmayan nüfusun %36’sı 2011 yılı itibarıyla tam zamanlı olarak genel ya da mesleki eğitime devam etmektedir. Bu nüfusun %32’si çalışmakta, %32’si ne de eğitim-öğretim ne da çalışma yaşamında yer almaktadır. Eğitimine devam eden gençlerin oranı, orta öğretimin de zorunlu hale getirilmesi ve üniversiteye alınan öğrenci sayısının arttırılmasıyla önümüzdeki yıllarda artabilir. Doğal olarak, eğitimde olma olasılığı en yüksek olanlar, bu yaş grubunun yaşça küçük kademelerinde yer alanlardır; buna karşılık aynı yaş grubunun yaşça büyük kesimi daha büyük olasılıkla çalışma yaşamında yer alacaktır.  Yukarıda verilen sayılar, ne eğitimde ne de çalışma yaşamında yer alan gençlerin sayısını, özellikle erkekler söz konusu olduğunda, gerçekte olduğundan biraz fazla göstermektedir. Çünkü kurumsal olmayan nüfus kategorisi askerleri (yaşları 20 veya biraz daha yukarı olup askere alınanlar) ya da yurtlarda kalan öğrencileri kapsamamaktadır. Ancak gene de, herhanglı bır anda ne tam zamanlı eğitim ne de tam zamanlı çalışma kapsamı içinde yer alan genç sayısı çok yüksektir. Avrupa Birliği’nin istatistik kolu olan Eurostat 2011 yılında Türkiye’de ne eğitimde ne de istihdamda olan (NEET) 15-24 yaş grubunun oranını %29,6 olarak vermektedir. Bu, Avrupa’da en yüksek orandır ve %12,9’luk AB ortalamasının iki katından daha fazladır (Makedonya ve Bulgaristan’daki oranlar da %20’nin üzerindeyken Yunanistan, İrlanda, İspanya ve İtalya’daki oranlar %17 ile %20 arasındadır). Bu “görünmez” durumdaki gençlerin çoğunun, gelecekteki yaşamları üzerinde hayli etkili olabilecek fırsatlardan, bilgiden ve toplumsal etkileşimden şu ya da bu ölçüde dışlanmış oldukları söylenebilir. 

9

Kaynak: Türkstat Hanehalkı İşgücü Araştırmasından hesaplanmıştır (2011 yılı verileri)

Yukarıda değinilen ulusal istihdam istatistikleri, 15-24 yaş grubunda olan kadınların aynı yaş grubundaki erkeklere göre eğitimde olma şansının daha düşük, çalışma yaşamında yer alma şansının çok daha düşük, ve ne eğitimde ne de çalışma yaşamında yer alma olasılıkları ise çok daha yüksek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir işte çalışmayan genç erkeklerin çoğu kendilerini işsiz veya en azından bir bakıma çalışabilecek durumda kişiler olarak tanımlarken, tüm genç kadınların %28 gibi yüksek bir oranı - muhtemelen genç ev kadını veya “ev kızı” olmak üzere - ev işleri yaptıklarını ve dolayısıyla işgücü dışında yer aldıklarını belirtmektedir. Genç kadınların işgücüne katılımının düşük kaldığından, ne işte ne de eğitimde olan kadın sayısının, toplam kadınlara oranla, yaş 24’e doğru arttıkça yükseldiği, ne işte ne de eğitimde olan erkek sayısının ise toplanm erkeklere oranla yaş 24’e doğru arttıkça düştüğünü varsayabiliriz. Ayrıca, “kişisel nedenlerle” işgücü dışında kalan genç kadın sayısı  bu durumda olan erkek sayısından daha yüksektir. Bunun bir nedeni de genç kadınların evde başka aile üyelerine bakma durumları olabilir. Eğitime devam eden, çalışma yaşamında yer alan ve hem eğitim hem çalışma yaşamının dışında olan genç erkek ve kadınların oranlarının, bölgelere, kır-kent ayrımına ve toplumsal gruplara göre önemli farklılıklar gösterdiği de tahmin edilebilir.

15-24 yaş grubundakilerin işgücü durumu (%)

 

Toplam

Erkek

Kadın

Çalışıyor

32,1

43,4

21,2

İşsiz

7,2

9,0

5,5

Çalışabilecek durumda olmasına rağmen aşağıdaki nedenlerden dolayı fiilen iş aramıyor

 --şevkinin kırılmış olması

1,9

2,5

1,3

 --diğer nedenler

2,9

2,4

3,4

Yalnızca mevsimlik işlerde çalıştığı için işgücüne dâhil değil

0,1

0,0

0,1

Ev işleriyle uğraştığı için işgücüne dâhil değil

14,4

0,0

28,1

Eğitim ve öğretimde olduğu için işgücüne dâhil değil

35,7

37,6

33,7

Engellilik veya hastalık nedeniyle işgücüne dâhil değil

1,4

1,7

1,1

Ailesel veya kişisel nedenlerden dolayı işgücüne dâhil değil  

2,9

1,5

4,3

Başka nedenlerden dolayı işgücüne dâhil değil  

1,5

2,0

1,0

TOPLAM

100,0

100,0

100,0

Kaynak: Türkstat Hanehalkı İşgücü Araştırmasından hesaplanmıştır, 2011 yıllık verileri

Yoksulluk ve göç: Türkstat, 2010 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını temel alarak 15-24 yaş grubundan kişilerin %26,9’unun yoksulluk sınırı altında bulunduğunu, yetişkin nüfus içinse bu oranın %18,3 olduğunu hesaplamıştır (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, s.91). Genç yoksulluğu, kırsal nüfus, eğitimsiz ve işsiz kesimler arasında özellikle yaygındır. Öğrenim görme ve iş arama gibi nedenlerden dolayı genç nüfus genel nüfusa göre hareketlidir. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerini kullanan Türkstat’ın hesaplarına göre 15-24 yaş grubundaki nüfusun %5,6’sı 2010 ve 2011 yılları arasında bir ilden diğerine göç etmiştir ve bu oran yetişkin nüfus için hesaplanan oranın iki katından fazladır. Net göç rakamlarına bakıldığında, İstanbul, genel olarak Marmara bölgesi ve Ankara genç nüfus kazanırken diğer bölgeler yitirmektedir.