UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

7.3 Gençlerin sağlığı

Sağlıkla ilgili sonuçlar açısından, gençlerin sağlık durumlarındaki eğilimlerin belirlenmesi ve farklı kesimlerden gençlerin sağlık durumlarının karşılaştırılması için daha fazla analiz ve veri gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın gerekli olduğu durumlarda ve yerlerde tarama, izleme ve kayıt süreçlerini iyileştirmesi; beslenme, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıklar, kronik durumlar, kaza ve yaralanmalar, zihinsel sağlık, pozitif sağlık davranışları, riskli davranışlar ve benzeri konularda halka düzenli olarak nesnel, kapsamlı ve ayrıştırılmış bilgiler vermesi yararlı olacaktır. Bir başka gereklilik de, bu alanda bağımsız düşünce kuruluşları yaratılmasıyla birlikte sağlık konularının halk arasında daha fazla ele alınıp tartışılmasıdır.

15-24 yaş grubunda ölüm nedenleri, 2008 (ölümlerin %’si olarak)

 

Erkekler

Kadınlar

Neoplazma

7,9

9,8

Dolaşım sistemi bozuklukları

23,0

25,6

Sindirim sistemi bozuklukları

0,8

0,6

Semptomlar ve yeterince tanımlanamamış durumlar

19,7

18,7

Diğer tüm hastalıklar

10,1

13,4

Kazalar

21,0

12,2

İntihar ve kendi kendini yaralama

9,6

13,6

Diğer

7,8

6,0

Kaynak: Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, ss.44-5 – Türkstat demografik verilerinden derlenmiştir.

Eldeki bilgilere göre gençlerin yaklaşık %70’i normal ağırlıktadır. Malnütrisyon kaynaklı sorunlar görüldüğü kadarıyla nüfusun daha yoksul kesimlerinde sürmektedir  Nüfusun daha varlıklı kesimlerinden gençlerin değişken diyetten yararlanma, fiziksel egzersiz ve yeterli öz bakım gibi pozitif sağlık davranışlarına yönelme imkânları daha fazladır. WHO’nun 2009-2010 Avrupa’da Okul Çocuklarının Sağlık Davranışları (HBSC) araştırmasına göre Türkiye’de 15 yaşındaki çocuklar meyve yeme ve düzenli kahvaltı yapma açısından orta bir düzey tutturmuş, ancak diş fırçalama alışkanlığında düşük not almışlardır. Benzer biçimde, Türkstat 2010 Sağlık Araştırması da 15-24 yaş grubundan olanların %37,6’sının dişlerini her gün fırçalamadıklarını göstermektedir (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, s.34). HBSC Araştırmasının bir başka bulgusu da, bir bütün olarak nüfusta fazla görülmeyen aşırı kilo ve obezlik sorunlarının en azından bugün için daha varlıklı gruplarda görece yaygın görüldüğüdür.

15-24 yaş grubundan kişilerde vücut kütle endeksi (%)

 

Erkekler

Kadınlar

Zayıf

11,1

16,6

Normal

69,9

68,9

Fazla kilolu

16,0

10,6

Obez

2,9

4,0

 

Kaynak: Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, ss.132 – Türkstat 2010 Sağlık araştırması verilerinden derlenmiştir.

Gençlerin kendi sağlık ve iyilik durumlarıyla ilgili algıları: Türkiye’de gençlerin kendi sağlık durumlarını nasıl algıladıkları konusunda birbiriyle çelişen bilgiler vardır. Nüfus Derneği ile UNFPA’nın 2007 yılında gerçekleştirdikleri Gençlerde Cinsel Sağlık Araştırmasına göre 15-24 yaş grubundan gençlerin yalnızca yüzde 65’i kendi sağlık durumlarını “çok iyi” veya “genel olarak iyi” şeklinde değerlendirmiştir. Türkstat’ın 2010 yılı Sağlık araştırması ise, aynı konuda erkekler için %84,9-%87,1 ve kadınlar için %82,9 olmak üzere çok daha yüksek yüzdeler vermektedir. (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, s.28). Ne var ki, aynı araştırma kapsamında yer alan genç erkeklerin %16,3’ü ile genç kadınların %15,8’i çoğu durumda veya hep “sinirli” olduklarını belirtmiştir. Erkeklerin %14,5’i, kadınların da % 17,8’i kendilerini çoğu durumda veya hep “yorgun” hissetmektedir (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, p-s.29). 2010 HBSC araştırmasına göre Türkiye’de 15 yaşındaki kızların %65’inin, erkeklerin de %54’ünün son bir hafta içinde sağlık durumlarıyla ilgili şikâyetleri olmuştur. Bu yüzdeler, aynı araştırma kapsamında yer alan Avrupa ve Batılı ülkelerin sırasıyla  %44’lük ve %26’lık ortalama yüzdelerinden çok daha yüksektir. (http://www.euro.who.int/__data/assets/pdf_file/0003/163857/Social-determinants-of-health-and-well-being-among-young-people.pdf)

Türkstat’ın 2011 yılında gerçekleştirdiği Yaşam Memnuniyeti araştırmasına göre 15-24 yaş grubundaki erkeklerin %87,2’si ve kadınların da %88,2’si sağlık durumlarından memnundur (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, s.97). Aynı araştırmada genç erkeklerin %63’ü, genç kadınların da %75,6’sı genel olarak mutlu olduklarını belirtmiştir (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011, s.92). Bu rakamların da gösterdiği gibi, özellikle genç erkekler açısından sağlıkla ilgili algılama mutluluk için yeterli olmamaktadır. 2010 yılı HBCS araştırması ise Türkiye’de 15 yaşındaki erkeklerin yalnızca %58’inin, kızların da %63’ünün “yüksek yaşam memnuniyeti” içinde olduklarını göstermektedir.

Bağımlılıklar ve diğer sağlıksız davranışlar: Alkol tüketimi batılı ülkelere göre Türkiye’de çok daha düşüktür. Ancak gene de aşırı alkol tüketen kişiler ve sarhoşluk toplumun belirli kesimlerinde sıkça görülen durumlardır. Aşırı alkol tüketimi ve sarhoşlukla ilgili, yaşlara göre ayrıştırılmış veya genel eğilimleri ve nedensel etmenleri gösteren istatistik veriler sınırlıdır. Nüfus Derneği ve UNFPA tarafından gerçekleştirilen 2007 Gençlerde Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması, gerek genel olarak alkol tüketiminin gerekse “sarhoş olma amacıyla” içmenin kentsel yerleşimlerdeki gençler ve (özellikle genç kadınlar açısından) daha varlıklı sosyoekonomik gruplar arasında yaygın olduğunu belirlemiştir. Bununla birlikte aşırı alkol tüketiminin en yoksul kesimler arasında da yaygın olduğu ileri sürülmektedir. Düşünce kuruluşu SETA’nın 2012 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte gerçekleştirdiği “Türkiye’de Gençliğin Profili” araştırmasının açıklanan ilk sonuçlarına göre, bölgeye, cinsiyete, yaşa, medeni duruma ve eğitim düzeyine göre farklılıklar göstermek üzere anket sorularını yanıtlayanların %21,7’si alkol aldıklarını belirtmiştir.

15-24 yaş grubundakilerde son üç ay içinde alkol tüketme durumu (%)

 

Erkekler

Kadınlar

 

alkol almış

sarhoş olmuş

alkol almış

sarhoş olmuş

Yaş 15-19

21,5

4,0

6,9

1,5

Yaş 20-24

33,1

8,5

8,2

2,4

Toplam

25,9

5,7

7,5

1,9

En düşük hane refah düzeyi

13,0

3,7

1,5

1,5

Düşük hane refah düzeyi

22,6

1,7

1,2

0,4

Ortalama hane refah düzeyi

25,5

7,4

4,1

1,6

Yüksek hane refah düzeyi

25,0

6,4

11,3

3,1

En yüksek hane refah düzeyi

43,1

9,1

20,7

3,2

Kaynak: Nüfus Derneği/UNFPA: 2007 Türkiye Gençler Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması. 

Sağlık açısından sakıncaları yaygın olarak bilinmesine karşın Türkiye’de en başta sigara, biraz da nargile olmak üzere tütün kullanımı hem genel nüfus hem de gençler arasında hayli yaygındır. Türkiye Tütün Denetimiyle ilgili WHO Çerçeve Sözleşmesi’ni 2004 yılında onaylamıştır ve bu konudaki yasal düzenlemeler giderek daha sıkı hale getirilmiştir. Tütün ürünlerinin denetimi, ambalajlama, sağlık uyarıları, çocuklara satılmaması ve kamusal mekânlarda sigara içilmemesi ile ilgili kurallar Avrupa’dakilere benzerdir. Kapalı toplu mekânlarda sigara içilmesi 2008-2009 yıllarında yasaklanmıştır. Bu çabaların Türkiye’de gençlerin sigara kullanımı üzerinde etkisi olabileceğini gösteren kimi kanıtlar vardır. Türkstat 2010 Sağlık Araştırmasına göre (Türkstat: İstatistiklerle Gençlik 2011, ss.35-8) 15-24 yaş grubundan erkeklerin %27,1’i, kadınların ise %6,1’i sigara tiryakisidir. Yetişkin nüfusta ise bu oranlar sırasıyla %42,3 ve %14’tür. Bu veriler, 2008 yılından bu yana gençler arasında sigara kullanmında bir azalmanın meydana geldiğinin göstergesi olabilir, çünkü Türkstat’ın WHO ile birlikte gerçekleştirdiği 2008 Yetişkinler Küresel Tütün Araştırmasına göre aynı yaş grubundan sigara içen erkeklerin oranı % 34, kadınların oranı ise %9,1 idi ve 15 yaşın üzerindekiler söz konusu olduğunda da oranlar sırasıyla %43,8 ve %11,6 idi. Oysa bazı diğer araştırmalar - örneğin Nüfus Derneği ve UNFPA tarafından gerçekleştirilen 2007 Gençlerde Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması ile SETA’nın “Türkiye’de Gençliğin Profili” araştırmasının açıklanan ilk sonuçları - bu konuda farklı tablolar sunmaktadır.  Dolayısıyla sigara kullanımındaki azalmayı teyit açısından yeni verilere ihtiyaç vardır.

Sözü edilen araştırmalardan kimileri aynı zamanda gençlerin sigaraya başladıkları yaş, sigara içilen yerlerde dumana maruz kalma ve tütün kullanımının diğer yönlerini de ele almaktadır (Ayrıca bakınız, World Tobacco Atlas - http://www.tobaccoatlas.org/uploads/Images/PDFs/Tobacco_Atlas_2ndPrint.pdf). Tüm bu kanıtlar, bir bütün olarak alındığında gençlerin yetişkinlere göre daha az sigara kullandığını, sigaraya başlamanın yaşla birlikte yaygınlaştığını, “pasif içiciliğin” evlerde yaygın olduğunu ve genç erkeklerin aynı yaştaki kadınlara göre (a) sigaraya daha eğilimli olduklarını, (b) daha çok ve düzenli sigara içtiklerini, (c) sigara içmeye daha erken yaşlarda başladıklarını ve (d) daha erken yaşlarda tiryaki olduklarını göstermektedir. Sigara kullanımı kırsal kesimlerde özellikle kadınlar arasında daha az görülmektedir ve eğitim düzeyiyle birlikte artmaktadır.

Türkstat 2010 Sağlık Araştırmasına göre en az bir kere sigara içtiklerini belirten gençler arasında sigarayla ilk deneyimlerini 10 yaşından küçükken yaşadıklarını söyleyenlerin oranı erkekler arasında %7,1, kızlar arasında %1,4; ilk kez 10-14 yaşlarındayken içenlerin oranı erkeklerde %29,2, kızlarda %26,5; 15-19 yaşlarında deneyenler ise erkekler arasında %58,1, kızlar arasında ise %64,3’tür. Bu durumda, sigaranın zararlarını çocuklara küçük yaşlardan başlayarak anlatmak; maddi durum veya ana babalarının karşı çıkması gibi nedenlerle sigarayı ancak ara sıra içebilenleri de henüz tiryaki durumuna gelmemişken bu alışkanlıktan vazgeçmeleri için ikna etmek gerekmektedir. Gene de, önlemede en etkili yolların bulunması ve alışkanlığa son verilmesinin sağlanması için, belirli yaş gruplarındaki gençler arasında sigara içmeyi etkileyen faktörlere, cinsiyetle ve toplumsal kökenle ilgili etmenlere ilişkin daha fazla veri toplanması gerekmektedir.

Başta ergenler olmak üzere uyuşturucu veya benzer maddeleri kullanma alışkanlıkları olan kişilerin sayısını verecek ülke ölçeğinde herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Zaman zaman yapılan küçük ölçekli araştırmalar, basında yer alan haberler, uyuşturucu ile müdahale çalışmalarında bulunan resmi görevliler veya tedavi/rehabilitasyon merkezerden edinilen bilgiler ve anlatılan olaylar, madde bağımlılığının özellikle en sorunlu biçimlerinin kimi komşu ülkelerdeki kadar yaygın olmamakla birlikte, en azından İstanbul, Adana, diğer bazı güney ve güneydoğu kentler gibi bazı kentsel alanlarda hiç de küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu göstermektedir. Ankara ve Antalya gibi kentlerin uyuşturucu pazarlamasıyla (ve genelde diğer suç türleri ve fuhuşla da) ünlü semtleri olduğu bilinmektedir. Ağırlıklı olarak güneydoğu kaynaklı olan hint kenevirine ulaşmak, lise ve üniversite öğrencileri için de çok zor olmadığı anlaşılmaktadır. Daha sorunlu ve tümüyle ithal olan maddelerden, kokain ve amfetamin tipi uyuşturucuların daha çok üst gelir grupları ve turistler arasında kullanıldığı düşünülmektedir. Eroin kullanıcılar uyuşturucu tedavisi için başvuranlar arasında en büyük grup oluşturmaktadır. Bunlara karşın, damara zerk edilen uyuşturucularla HIV/AİDS’e yakalanan genç sayısı bilindiği kadarıyla azdır. Türkiye’de, söz konusu hastalığı yaygın değil, ayrıca damardan ilaç kullanımının bulaşmasında önemli bir rol oynamamaktadır.  Bu “ticari” maddelerin dışında, yapıştırıcı ve çözücü gibi bağımlılık yaratan maddelerin kullanımı, özellikle sokaklarda yaşayan veya sanayide çalışan ergenler açısından bilindik bir sorundur. Bu nedenle, sokaklarda yaşayan çocuklar, boyacılıkta kullanılan tinere bağımlılıkları nedeniyle yaygın biçimde “tinerci” olarak adlandırılmakta, bu çocuklar tehlikeli ve toplum karşıtı sayılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı ile UNODC tarafından 2003 yılında altı kentte yapılan ESPAD (Avrupa Konseyi/Alkol ve Bağımlılık Yaratan Diğer Maddelere İlişkin Bilgiler için İsveç Konseyi – Alkol ve Diğer Maddelerle ilgili Avrupa Okul Araştırması Projesi) araştırmasına göre esrar kullanan lise öğrencilerinin oranı Avrupa ortalaması olarak %21 iken Türkiye’de bu oran %4’tür. Yasa dışı diğer ilaçları kullananların oranı %3, içe çekilen madde kullananların oranı %4, doktor reçetesi olmadan sakinleştirici ve yatıştırıcı ilaç kullananların oranı da %3’tür. Sağlık Bakanlığı’nın bu konudaki niyetlerine karşın dörder yıl ara ile yapılan ESPAD araştırması Türkiye’de 2007 ve 2011 yıllarında gerçekleştirilememiştir.  Uyuşturucu kullanımına ilişkin olarak böyle sık aralarla ve zamanında izlemeler yapılmadıkça; farklı kentlerden, farklı yaşlardan, cinsiyetlerden ve toplumsal gruplardan gençler arasındaki farklı uyuşturucu kullanma eğilimlerini açıklayacak eğilimler ve nedensellikler analiz edilmedikçe, bu olguya karşı uygun stratejiler belirlenmesi, önleme ve tedaviyle ilgili gerekli kapasite ve kaynakların yaratılması için tanıtım-savunu çalışmaları yapılması da kolay olmayacaktır. Türkiye’de Madde Kullanımı ve Madde Bağımlılığı İzleme Merkezi (TÜBİM) 2011 yılında genel ve genç nüfusu kapsayan araştırmalar gerçekleştirmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla bu araştırma Milli Eğitim Bakanlığı’nın itirazlarının “açık sorular” kullanarak aşılmasıyla gerçekleştirilmiştir (Ankara ilinde genel nüfusu kapsayan pilot bir araştırmaya göre deneklerin %0,8’i son 30 gün içinde esrar kullanmıştır). Bu araştırmaların sonuçları beklenmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Organize Suçlarla Mücadele (KOM) daire başkanlığının bir altbirimi olan TÜBİM (www.tubim.gov.tr), hükümetin Türkiye’de uyuşturucu kullanımına karşı çabalarının eşgüdümünden sorumludur ve AB’nin Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı Avrupa İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) ülke ölçeğindeki odak noktasıdır. TÜBİM’in yayınladığı yıllık rapor Türkiye’de uyuşturucu kullanımıyla ilgili başlıca kaynak durumundadır. TÜBIM 2006 yılında uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele alanında Türkiye’nin ilk ulusal politika ve strateji belgesini hazırlamıştır ve bunu iki ulusal eylem planı izlemiştir. Bugünkü eylem planı 2006-2012 dönemini kapsamaktadır. Önleme çabaları kapsamında, gençler arasında farkındalık yaratma çalışmaları gerçekleştirilmekte, bu alanda görev yapan profesyonellere ise TÜBİM tarafından Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, diğer bakanlıklar ve belediyelerden oluşan il eşgüdüm komiteleri aracılığıyla gerekli bilgiler iletilmektedir. Ayrıca,  başta Yeniden Eğitim ve Sağlık Derneği olmak üzere kimi hükümet dışı kuruluşlar da araştırmalar, farkındalık yaratma çalışmaları ve rehberlik etkinlikleri gerçekleştirmektedir. Ne var ki, bu etkinlikler nüfusun tamamına ulaşmadığı gibi, ergenlerle gençlerin uyuşturucu ile ilgili meselelerdeki genel bilgi ve farkındalık düzeyine etkileri konusunda herhangi bir değerlendirme de elde bulunmamaktadır.

Madde (veya alkol) bağımlılarına ayakta veya yataklı tedavi hizmetleri sağlık sektörü ve üniversiteler tarafından verilmektedir. Ergenler, ana babalar veya gençler bu hizmetlere kendi başlarına başvurabilecekleri gibi, çocuk adaleti sistemi veya sosyal hizmetler tarafından aynı hizmetlere yönlendirilme de söz konusudur. 13 ilde bulunan 22 merkez bu alanda yataklı tedavi hizmetleri vermektedir. Ancak bu merkezlerin pek azı çocuk ve ergenler konusunda uzmanlaşmıştır ve gene pek azında bu yaştakilere yönelik özel bölümler bulunmaktadır. Bu hizmetlerin giderleri de diğer sağlık hizmetlerinin giderleri gibi karşılanmaktadır. Bununla birlikte kapasitesizlik veya merkezlerin uzaklığı tedaviye erişimi engelleyebilmektedir ve tedavi sonrası rehabilitasyon hizmetleri de son derece sınırlıdır.

Başta uyuşturucular olmak üzere madde bağımlılığıyla ilgili sorunları araştırmak ve bu konuda tavsiyelerde bulunmak üzere kurulan bir meclis komisyonu raporunu 2008 yılında vermiştir. “Madde Kullanımı ve Bağımlılığı ile Kaçakçılığının Önlenmesi Alanlarında Tespit Edilen Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı raporda birçok bilgiyle birlikte, TÜBİM’in bir genel müdürlük düzeyine getirilmesi dâhil olmak üzere bu alandaki hizmetlerin artırılmasına ve iyileştirilmesine yönelik çeşitli tavsiyeler yer almaktadır. Rapora göre madde bağımlılığı toplum tarafından ahlaki bir sorun olarak görülmektedir ve bu da yapıcı ve özenli bir yaklaşım yerine söz konusu kişilerin damgalanmasına yol açmaktadır. Rapor, doktorların ve psikiyatristlerin bu alanda çalışmaya isteksiz olduklarına işaret etmektedir.

Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yanı sıra ergenlerin ve gençlerin bilinçli olarak diğer bazı riskli veya kendilerine zarar verici davranışlarına yöneldikleri bilinmektedir. Bunların arasında, kendi kendini yaralama, kavga etme, ateşli silahlarla oynama, trafikte tedbirsizlik ve kimyasal maddelerle deneme yapma, hızlı araba kullanma ve çeşitli alanlardaki güvenlik önlemlerine kasten uymama sıralanabilir. Kendi kendini yaralama, istismara veya ihmale uğramış, küçük yaşlarda çalışmaya başlamış, sokaklarda yaşayan ve/veya suça karışan ergenler arasında yaygın görülebilmektedir (Konuya ilişkin nadir bulunabilen makalelerden biri: Ögel K., Aksoy A.: Kendine Zarar Verme Davranışı Raporu. Yeniden Yayın no:18, İstanbul 2006).

Üreme sağlığı ve cinsellik eğitimi: Türkiye’de resmi görevliler ve aileler genel olarak, gençlerle cinsel ilişki gibi konuları konuşmaktan utanmaları bir yana, bu konuları konuşmanın gençleri – kendilerinin kültürel nedenlerle, ve özellikle kızları açısından. istemedikleri biçimde - erken yaşlarda ve evlilik öncesinde cinsel ilişkiye girmelerini özendireceğinden çekinmektedirler. Örneğin WHO’nun Okul Çocuklarının Sağlık Davranışları (HBSC) araştırmalarında yer alan ve cinsel etkinlikle ilgili sorular içeren modül Türkiye’de uygulanmamaktadır. Görüldüğü kadarıyla devlet, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin 4 sayılı Genel Görüşünde belirtilenin tersine, sağlıklı bir sosyal ve fiziksel gelişim adına ergenlere cinsellik ve üreme sağlığı gibi konularda gerekli bilgileri vermekte isteksizdir. Benzer biçimde, cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklara ilişkin bilgilerin edinildiği kaynaklar arasında ana babalar nadiren yer almaktadır ve bu da cinselliğin aile içinde serbestçe konuşulamadığını göstermektedir.  Sonuçta, özellikle genç erkekler için, cinsel sağlık ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar gibi konularda en sık başvurulan bilgilenme kaynakları medya ile arkadaş çevresidir. Nüfus Derneği ile UNFPA tarafından birlikte gerçekleştirilen 2007 Gençlerde Cinsel Sağlık Araştırmasına göre 15-24 yaş grubundan kişilerin %39’u doğum öncesinde bebeklerin nerede büyüdüklerini bilmediklerini belirtmiştir.  Erkek üreme organları sorulduğunda, genç kadınların %40’ı “bilmiyorum” yanıtını vermiştir. Araştırmada kapsananların yalnızca %42’si bir kadının gebe kalması için belirli bir dönemi olduğunu bilmiş, bu konuda tam doğru bilgiye sahip olanların oranı %27,4’te kalmiştır. 15-24 yaş grubundan gençlerde HIV/AİDS konusunda doğru bilgiye sahip olanların oranı erkekler arasında %11,2, kadınlar arasında ise %9,6’dır. Bu bilgisizlik, HIV/AİDS’li kişilere yönelik ayrımcı davranışlara da yol açabilecektir. Gençlerin bu alandaki bilgilerinin 2007 yılından bu yana arttığını düşünmek için, eğitim düzeyindeki genel yükselmeden başka ciddi bir neden yoktur. 

Gençlerin (15-24 yaş) cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklar hakkında bilgilenme kaynakları

10 

Gençlerin hemen hemen hepsi üreme ve cinsel sağlık hizmetlerinin verilmesinden yanadır. 2007 araştırmasına göre, bu hizmetleri almak istedikleri yerler sorulan gençlerin %49,3’ü doktorları, %11,7’si de rehberler işaret etmiştir. Verilecek hizmetler için tercih edilen yer okul olmakla birlikte, gençlerin yalnızca %6’sı bu hizmetlerin öğretmenler tarafından verilmesini tercih etmektedir. Bu durum, bilgi ve rehberlik hizmetleri açısından eğitim kurumları ile sağlık kurumları arasında işbirliği gerektiğine işaret etmektedir. Yeterince erken yaşlarda başlamak üzere, farklı yaş gruplarından çocukların ihtiyaçları doğrultusunda bu bilgilerin örgün eğitim müfredatında yer alması gerekmektedir. Cinsellik eğitimi okullarla da sınırlı kalmamalıdır: Üreme ve cinsellikle ilgili doğru davranışlar konusundaki bilgilerin ana babalardan çocuklara aktarılmasını yaygınlaştırmak açısından kampanyalara ve anne baba eğitim hizmetlerine de gerek vardır. Okul dışındaki ergenler söz konusu olduğunda ise gençlik merkezleri, hükümet dışı kuruluşlar ve akran eğitimi uygun kanallar olabilir.

BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından 2012 Haziran’ında açıklanan Türkiye ile ilgili Sonuç Gözlemleri “ülkede kapsamlı bir ergen ve üreme sağlığı politikasının olmayışı; üreme sağlığı, cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklar, bu arada HIV/AİDS gibi konularda bilgi eksikliği ve cinsel açıdan riskli davranışların yaygınlığı” gibi hususlardaki kaygılarını yinelemiş ve şu tavsiyede bulunmuştur: “Taraf Devlet, kapsamlı bir ergen ve üreme sağlığı politikası geliştirmeli; çocukları üreme sağlığı, cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklar ve HIV/AİDS’in önlenmesi gibi konularda eğitmek üzere gerekli önlemleri almalıdır.”