UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

7.4 Evlilik ve erken evlilikler

Nüfus Derneği ile UNFPA tarafından birlikte gerçekleştirilen 2007 Gençlerde Cinsel Sağlık Araştırmasına göre, kendilerine soru yöneltilen 15-24 yaş grubundan gençlerin %69’u bir dönem kız ya da erkek arkadaşları olduğunu, %52’si halen olduğunu belirtmiştir. İlk erkek/kız arkadaş edinme yaşının 13-15 olduğu görülmektedir.  Bununla birlikte, karşı cinsten arkadaşı olma durumu kızlarda, kırsal kesimlerde, daha alt sosyoekonomik gruplarda ve eğitimde başarılı olamayanlar arasında önemli ölçüde daha düşük oranlardadır. Bu durum, başta kızlar olmak üzere toplumun belirli kesimlerinde karşı cinsten arkadaşa sahip olmanın veya bunu beyan etmenin belirli sınırları olduğunu göstermektedir.

Resmi, heteroseksüel evlilik güçlü bir sosyal normdur ve hemen hemen evrenseldir. Gençlerin çoğu, okul, askerlik hizmeti veya çalışma gibi nedenlerle başka yerde bulunmuyorlarsa evleninceye kadar ana babalarıyla (ya da diğer vasileri ve akrabalarıyla) oturmaktadır. SETA adlı bir düşünce kuruluşu tarafından gerçekleştirilen 2012 “Türkiye’nin Gençlik Profili” araştırmasının açıklanan ilk sonuçlarına göre, anket kapsamındaki evlenmemiş 15-29 yaş grubundan kişilerin yaklaşık %80’i ana babalarıyla birlikte yaşamaktadır (Diğerleri yalnız, arkadaşlarıyla, öğrenci yurtlarında ya da diğer akrabalarıyla kalmaktadır).

Yasal evlenme yaşı hem erkekler hem de kızlar için 17’dir. 18 yaşından küçüklerin evlenmeleri ana babalarının iznine bağlıdır. Olağandışı durumlarda 16 yaşında evlilik yargıç onayıyla mümkün olabilmektedir. Bir çocuğun kendi rızasıyla cinsel ilişkide bulunmuş olabileceğinin dikkate alınacağı asgari yaş 15’tir. Geleneksel olarak, kadınlar erkeklerden daha erken yaşlarda evlenmektedir. Türkstat tarafından yayınlanan resmi idari verilere göre 2011 yılı itibarıyla ilk kez yapılan evliliklerde ortalama yaş kadınlar için 23,3, erkekler için de 26,6’dır.  2001 yılıyla karşılaştırıldığında bu ortalamaların birer yıl arttığı görülmektedir (ancak, bu veriler yalnızca resmi nikâhları kapsadığından ilk evlilikteki yaş gerçekte olduğundan biraz daha yüksek gösterilmiş olabilir. Dini nikâhlar için aşağıya bakınız). Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Nüfus ve Sağlık Araştırmasına (NSA) göre, ilk evlilikteki (dini nikâh dâhil) ortanca yaş, evli kadınlar alındığında 2008 yılında 25-29 yaş grubundakiler için 22,1, 35-39 yaş grubundakiler için ise 20,4’tür. Evlilikte ortalama yaşta görülen tedrici artış, özellikle kız çocukların eğitimde daha fazla kalmaları bağlamında toplumsal değişimle ilgilidir ve bu nedenle devam etmesi beklenebilir. Bununla birlikte, ilk evlilik yaşı kırsal alanlarda, en alttaki sosyoekonomik katmanlarda ve daha az eğitimli kadınlarda ortalamanın altındadır. Bu arada, yer, etnik köken gibi birtakım değişkenler, evlenme yaşını etkiliyor olabilir. 2008 yılı NSA’sına göre 25-29 yaş grubundan kadınların %22,7’si daha evlenmemişken, %17,1’i 18. yaşını, %2,3’lük bir bölüm de henüz 15. yaşın doldurmadan ilk evliliklerini yapmışlardı. 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Aile Yapısı Araştırmasının yayınlanan ilk sonuçlarına göre 2006 ile 2011 yılları arasında evlenmiş olan kadınların %9,3’ü o sırada 18 yaşından küçüktü. 2011 yılına ait resmi idari verilere göre bile tüm gelinlerin %22’si (damatların sadece %2,4’ü) 16 ile 19 yaşlar arasındadır. Bu oran ülkenin ortasındaki, doğusundaki ve güneydoğusundaki kimi illerde %35 ile %43 arasında değişebilmektedir.

Ana babalar ve diğer aile büyükleri, özellikle evliliklerin erken yaşlarda gerçekleştiği yerlerde ve kızlar söz konusu olduğunda gençlerin kimle evlenecekleri konusunda şu veya bu yolla söz sahibidir. 2007 yılında yapılan Nüfus Derneği/UNFPA araştırmasındaki soruları yanıtlayan 15-24 yaş grubundan erkeklerin %75’i ile aynı yaş grubundan kadınların %58’i evlilikle ilgili kararların evlenecek kişilerin aileleri ile birlikte değil, kendileri tarafından alınması gerektiğine inandıklarını belirtmiştir. Oysa pratikte durumun pek de böyle olmadığı görülmektedir. Erkek ve kız çocuklarının kimle evlendikleri, eşlerinin ekonomik ve sosyal durumları, törenlerde harcanan paralar vb. ana babalar için önemli bir itibar kaynağıdır. Ana babalar, erkek ve özellikle kız çocuklarının evlilik tercihlerini fiilen veto edebilmektedir. Gelenekler ve ekonomik güç sayesinde daha da güçlenenen bu itiraz hakkı, pek çok genç tarafından da sorgulanmamaktadır. Çoğu durumda gençler, kendileri için uygun eşin kim olacağı konusunda geleneksel kuralları veya varsayımları kendileri de içselleştirmektedir (örneğin, aynı dinden, aynı mezhepten, aynı etnik gruptan, çevreden, benzer bir eğitim düzeyinden olmak gibi).

Pek çok ana baba erkek ve özellikle kız çocuklarının sosyalleşme süreçleri üzerinde titiz bir denetim kurarlar (ve çevre de onlardan böyle yapmalarını bekler). Bu nedenle, belki de ilerde evlenecek olan çiftler birbirleriyle bağımsız biçimde buluşmakta güçlük çekerler. Ana babaların ve diğer yaşlı kişilerin, gençleri, kendilerine uygun eş olabileceğini düşündükleri kişilerle tanıştırmaları hayli yaygın bir uygulamadır. Halen evli olan çiftlerin yarısı görücü usulüyle evlenmiştir. Başka bir deyişle, bu çiftler, ileride evlenebilmeleri düşüncesiyle birbirleriyle tanıştırılmışlardır. Çevreden ve aileden gelen baskılar, gelenekler ve başka seçeneklerin yokluğu, gençlerin bu tür “önerilere” karşı direnme imkânlarını azaltmaktadır.

Toplumun kimi kesimlerinde gençlerin cinsellik ve evlilikle ilgili hakları fiilen ana babalarının ve büyüklerin vesayeti altındadır (namus cinayetleri başka bir yerde ele alınmaktadır) ve bu vesayet aile bağlarını perçinlemek, ailedeki mülkün miras yoluyla parçalanmasını önlemek, başlık parasından kaçırmak (aşağıya bakınız) ve diğer benzer amaçlar için kullanılabilmektedir. Bu durum, “berdel” gibi birtakım zorla evlilik biçimlerine yol açabilmektedir. Örnek olarak, bir kız, ağabeyinin evlendiği kızın erkek kardeşiyle evlenmek zorunda kalabilir ya da iki genç ailelerin arasında süregelen bir kan davasını sona erdirmek amacıyla birbirleriyle evlendirilebilir. Bu arada, gençlerin ağabey veya ablalarının dul eşleriyle evlenmeleri gibi örnekler de görülmektedir. Akraba evliliklerinin (en yaygını kardeş çocukları arasında olanlar) önemli bir bölümü de büyük olasılıkla zorla yapılan evliliklerin arasında sayılmalıdır. Başlık parası oldukça yaygın bir gelenektir. Burada ana babalar evlilik karşılığında evlendirdikleri kızları için bir ödeme beklentisi içindedir. Ana babaların, yaşlıların ve çevrenin evlilik üzerindeki güçlü etkilerine karşı başvurulan bir yol ise “kız kaçırmadır.”  Burada da genç âşıklar ailelerinin engellemeleri karşısında birlikte kaçma yoluna başvururlar ya da kızlar erkekler tarafından kaçırılırlar. Aileler de, kendileri için bir rezalet olarak görülen bu durumlarda karşı çıktıkları ya da çıkacakları evlilikleri sineye çekmek zorunda kalabilmektedir.

2006 Aile Yapısı Araştırması, mevcut evlilikler arasında aşağıdaki tiplerin kabaca eşit sayıda olduklarını belirlemiştir: (a) çiftlerin evlenmeye kendilerinin karar verdikleri, ardından ailelerinin bu konudaki onayını aldıkları evlilikler, (b) görücü usulüyle tanışan çiftlerin bundan sonra evlenmeye kendilerinin karar verdikleri evlilikler ve  (c) görücü usulüyle tanışan çiftlerin bundan sonra ailelerinin verdikleri kararla evlendikleri evlilikler. Evlilikler arasında, çiftlerin ailelerinin bilgisi olmadan veya bu bilgiye rağmen evlendikleri durumların toplam içindeki payı %8’den ibarettir. Evliliklerin %16,8’inde başlık parası söz konusudur. Bu uygulama zamanla ortadan kalkmakta olsa bile, 18-24 yaş grubundan evlilikler arasında hala %10,2’lik bir paya sahip olması erken evliliklerle ilgili önemli bir bulgu sayılabilir (aşağıya bakınız). Mevcut evlilikler içinde akraba evliliklerinin payı genel olarak %20,9 iken bu oran Güneydoğu Anadolu’da %40,4’e çıkmaktadır. 2011 Aile Yapısı Araştırmasının açıklanan ilk sonuçlarına göre ilk evliliklerin %44,2’si görücü usulüyle ve çiftlerin kendi kararları sonucudur. “Ailelerin de onayıyla çiftlerin kendi kararları” sonucu gerçekleşen evliliklerin payı %38,7’dir. Evli çiftlerin %9,4’ü kendi görüşleri sorulmadan görücü usulüyle evlenmiştir. %4,3’lük bölümde kaçma ve kaçırılma söz konusudur. Aile onayı olmadan çiftlerin kendi kararları sonucu gerçekleşen evliliklerin oranı %2,9, berdel usulü evliliklerin oranı ise %0,5’tir. 1996-2000 döneminde %19, 2001-2005 döneminde %20 paya sahip akraba evlilikleri 2006-2010 döneminde azalarak %17,3’e düşmüştür.

Erken evlenme: Son yıllarda HDK’lar ve medya, özellikle kızlar için çok küçük yaşlardaki evlilikler dâhil olmak üzere erken evliliklerin sürmekte, hatta artmakta olabileceğine ilişkin kaygılar dile getirmişlerdir. Çeşitli bölgelerden bu konuya ilişkin birçok haber gelmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla daha yoksul ve daha az eğitimli toplum kesimlerinde, özellikle kırsal kesimde ve kırsal kökenliler arasında erken evlilikler daha yaygındır (gerek erkeklerin gerekse kızların erken evlilikleri Roman nüfus içinde da görece yaygındır). Erken evlilik, birçok durumda, kızın üreme sağlığı alanındaki haklarının ihlali ve kendine bir eş ve gelecek seçme şansının yok edilmesi anlamına gelmektedir. Bunun dışında, özellikle kızlar açısından erken evliliğin eğitimi engellemesi ve sonuçta yoksulluk riskini artırması da söz konusudur. Erken yaşlarda evlenen kızlar fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimlerini henüz tamamlamadan, öğrenmeleri ve oyun oynamaları gereken bir çağda ev kadını olmaktadır. Böylece, erken yaşlarda doğum ile çok/sık gebelik ve yüksek doğurganlık gibi durumların da önü açılmaktadır. Bunlar ise, gerek anne gerekse çocuğu için sağlık açısından olumsuz sonuçlara yol açabildiği gibi yoksulluk döngücünü daha da pekiştirmektedir. Dahası, itibar görmemeleri ve kimi durumlarda hukuksal haklarından da yoksun kalmaları nedeniyle erken evlenen kızların ev içi şiddete maruz kalma olasılıkları da artmaktadır. Kimi durumlarda erken evliliklerin ikincil sonuçları da olabilmektedir; örneğin doğan çocukların nüfusa kaydedilmemesi, ‘kocanın’ cinsel saldırı nedeniyle (ve başkalarının yardım ve teşvik yüzünden) kovuşturulması gibi…

Türkiye’de erken ve çok erken evliliklere ilişkin çeşitli veriler mevcut. 2008 Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre 18 yaşında olan kadınların %9,7’si ya doğum yapmış ya da halen ilk çocuğuna gebedir. 17 yaşındaki kadınların %4,4’ü, 16 yaşındaki kadınların %2,2’si ve 15 yaşındaki kadınların %0,4’ü bu durumdadır. Aynı kaynak, erken yaşta çocuk yapmanın (20 yaşına kadar çocuk doğurma veya gebe olmanın) en yaygın olduğu kesimler olarak kırsal kesimi ve sosyoekonomik sıralamada en alttan ikinci %20’lik dilimi göstermektedir. 12 istatistik bölgelerin arasında ise, erken yaşta çocuk doğurmanın en yaygın olarak Orta-Doğu Anadolu’da görülmekle birlikte Ege, Batı Karadeniz, Orta Anadolu ve Batı Anadolu bölgelerinde de göreceli yüksek çıkmaktadır.

Erken yaşlardaki evlilikler – en azından başlangıçta – resmi nitelik taşımayan dinsel nikâhlar biçimindedir; herhangi bir nikâh olmadan birlikte yaşamak bugün bile nadir görülen bir durumdur. Ceza Yasası’nın resmi kayıt olmadan dinsel evlilikleri yasaklayan hükmü uygulanmamaktadır. Gelinin (veya damadın) yasalarda belirtilen asgari yaşı doldurmadığı halde gerçekleşen evlilikler, o yaşa ulaştıklarında resmi nikâha dönüştürülebilmekte veya dönüştürülmeden öyle kalabilmektadır (Bu olasılık, evlilik biçimlerine ilişkin verilerin analizini zorlaştırmaktadir. 2008 NSA’ya göre yalnızca dini nikâh yapan çiftlerin oranı 2008 yılında %3,7 iken bu oran kırsal kesimlerde %5,1’e, Güneydoğu Anadolu’da da %16,1’e çıkmaktadır. Aile Yapısı Araştırmalarının bu konuda verdiği sonuçlar ise biraz farklıdır).

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Mayıs 2009’da çocuk evlilikleri konusunu araştırmak üzere beş üyeden oluşan bir alt komisyon kurmuştur. 2011 yılı başlarında bu komisyon ayrıntılı bulgular ve öneriler içeren bir rapor sunmuş, mevcut yasanın uygulanması tavsiyesinde bulunmuştur. Bununla birlikte, Türkiye’de erken evliliklerin nedenleri ve sonuçlarının tam olarak ortaya konulduğu söylenemez. Başta kızlar olmak üzere çocukların 18 yaşından önce çocuk yaşlarda evlenmelerinin geçmişte yaygın olması, bugün bile toplumun pek çok kesiminde kabul edilebilir, normal, hatta arzu edilir bir durum sayılması, erken evlilikler açısından elverişli bir ortam oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Erken evlilikler, bu ve benzer zararlı geleneklerin sadece halen sürmekte olmalarının değil, yeni toplumsal koşullarda yeniden canlandırılmaları veya yeniden icat edilmelerinin de bir yansıması olabilir. Örneğin, kentlerde yaşayan kırsal kökenli aileler dâhil olmak üzere ekonomik güçlük içindeki aileler, kızlarının gelin gideceği ailelerin kendilerine ekonomik açıdan daha iyi koşullar sağlayabileceklerine ya da en azından doyurulması gereken bir kişinin eksilmesine umut bağlıyor olabilecekleri gibi, alacakları başlık parasını bekliyor da olabilirler. Bu da, evlilikleri kız çocukların “satıldıkları” bir uygulama haline getirme potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’nin güneydoğu bölgesinden genç kızların kentli erkeklerle, komşu ülke Suriye’de büyüyen kızların ise sınırın öbür tarafındaki Türk erkeklerle yaptıkları evlilikler basında zaman zaman yer almaktadır. Kimi durumlarda “talep”, zaten evli olan yaşlı erkeklerden de gelebilmektedir. Bu durum, çok eşliliğin toplumun kimi kesimlerinde giderek daha fazla kabul gördüğünün ve anlayışla karşılandığının işareti olabilir. Geleneksel değerlere sahip olup şimdi yeni kent ortamlarında yaşayan aileler, kız çocuklarını erken evlendirmeyi evlilik öncesi cinsel ilişkiyi veya evlilik dışı gebeliği önleyerek onların ve/veya kendi namuslarını korumanın bir yolu olarak görüyor olabilirler. Çok erken yaşlarda gerçekleşenler dâhil olmak üzere erken evlilikler, yukarıda söz edilen zorla evliliğin çeşitli biçimleriyle de ilişkilendirilebilir: örneğin, berdel usulü evlenme açısından ailede kalan tek “imkânın” küçük yaşlardaki bir çocuk olması gibi… 

Yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini azaltmayı, kadın haklarını yaşama geçirmeyi, ortaöğretime tam katılım sağlamayı ve toplumdaki en güçsüz kesimleri güçlendirmeyi hedefleyen tüm çabaların, erken evliliklerde azalma etkisi yaratması beklenebilir. Çocuk evlilikleri sorununun doğrudan ele alınabilmesi için ise, bu soruna yol açan etmenler bir yerden diğerine ve bir toplumsal kesimden ötekine farklılık gösterebildiğinden, mevcut durumun haritalanıp daha ileri düzeyde analiz edilmesi gerekebilir. Bunun yanı sıra, siyasetçilerin ve kanaat önderlerinin konuyu daha fazla sahiplenmeleri; resmi görevliler, profesyoneller, ana babalar, çocuklar ve ergenler ve diğerleri arasında bu konuya ilişkin duyarlılığın geliştirilmesi; tüm hükümet birimlerinin, toplum liderlerinin, toplum temelli STK’ların ve medyanın desteğinin sağlanması için çaba gösterilmesi de gerekebilir. Mevcut yasal düzenlemeler ve bunların uygulanması da tartışılması gereken hususlar arasındadır. Tartışılacak konular arasında, dinsel nikâhla ilgili düzenlemelerin ilgili gençlere zarar vermeden nasıl uygulanabileceği, dini görevlilerin erken evlilikleri kolaylaştırmak yerine nasıl önleyebilecekleri de yer almalıdır. Başlık parasının kaldırılması veya bu uygulamaya karşı mücadele, üzerinde durulması gereken konular arasındadır. Bu arada, 18 yaşından küçük olup halen birlikte veya evli olan kız ve erkeklerin desteklenmesi gerekmektedir.