UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

7.6 Katılım, medeni haklar ve toplumsal uğraşlar

Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de birçok kız ve erkek çocuk yaşamının bu aşamasına yeterince hazırlıklı değildir. BM Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin çocuğun görüş oluşturma, düşünce, ifade, vicdan, din, barışçı amaçlarla toplanma ve özel yaşamın gizliği özgürlükleriyle ilgili hükümleri iyi bilinmemektedir. Aile ortamında olsun, kurumlarda ve toplum içinde olsun, kendilerini ilgilendiren meselelerde ergenler dahil çocukların görüşlerini merak etme ve bu görüşlere saygı gösterme geleneği zayıftır. Aileler genellikle ataerkil ve hiyerarşik yapıdadır ve çocukların kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda bile görüş oluşturmaları ve bunları ifade etmeleri daha küçük yaşlardan başlayarak istenmemektedir. Çocukların eğitimi ve okullarıyla ilgili kararlar onlarla birlikte değil onlar adına alınmaktadır. Çocuklar ise görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini, bu hakkından yoksun bırakılmakta olduklarını hiç bilmemekte, ana babalarına yalnızca maddi birtakım talepler için başvurmaktadır. Eğitim sistemindeki durum da buna benzemektedir. Müfredatta son dönemde yapılan değişikliklere karşın çocukların kendi görüşlerini ifade etmeleri halinde ne ölçüde ödüllendirilecekleri şüphelidir. Almak zorunda oldukları derslerle katılmak zorunda oldukları okul etkinlikleri konusunda genellikle çocuklara ne danışılmakta ne de kendilerinden geri bildirim alınmaktadır. Aslında tüm okullarda öğrencilerin kendi temsilcilerini seçtikleri öğrenci konseylerinin bulunması gerekmektedir; ne var ki bu organlar genel olarak çocukları karar süreçlerine katma mekanizmaları olarak görülmemektedir (Benzer bir durum üniversiteler için de geçerlidir). 23 Nisan Çocuk Bayramı ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi günlerde bile çocuklar ve gençler yetişkinlerin onlar adına uygun gördükleri, süsleyici görevler üstlenmektedir.

Yasal olarak da çocuklar, kendi tercih hakları olan bireyler olarak görülmeyebilmektedir. Bir çocuğun dini, doğumunun hemen ardından nüfus kâğıdına yazılmaktadır. Medeni Kanun, Ceza Usul Kanunu ve Tıp Mesleği Kanunu gibi ilgili yasal düzenlemeler bile, çocukların kendilerini ilgilendiren önemli konularda alınacak kararlara bilişsel kapasiteleri ölçüsünde katılma haklarını güvence altına almamaktadır. Medeni Usul Hukuku yargıçlara çocuk 16 yaşından küçükse kendisini değil bir ebeveynini dinleme hakkını tanımaktadır. Çocuklar, ana babalarının onayı olmaksızın mahkemelere başvuramamaktadır. Medeni Kanun, Ceza Usul Kanunu ve Tıp Mesleği Kanunu gibi ilgili yasalar çocuğun özel yaşamının gizliliği hakkını yeterince gözetmemektedir. BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012 tarihli Sonuç Gözlemlerinde Türkiye’ye çocuğun görüşlerinin ailede, kurumlarda, hukuksal ve idari süreçlerde ve toplum içinde dinlenilme hakkının yaşama geçirilmesine yönelik çabalarını güçlendirme çağrısında bulunmuştur. Komite ayrıca, çocukları haklarının özneleri değil nesneleri olarak gören geleneksel yaklaşımları değiştirmek üzere bu hakkın yaşama geçirilmesine yönelik duyarlılık geliştirme ve eğitim programları uygulama tavsiyesinde bulunmuştur.

Ergenlikten gençliğe geçilirken, ana babalar çocuklarının girmek istedikleri meslek, eve getirdikleri arkadaşlar ve sonunda evlenecekleri kişi hakkında söz sahibi olmaya devam etme eğilimindedir. “Yaşama Dair” (YADA) Vakfı tarafından 2008 yılında UNDP İnsani Kalkınma Raporu için hazırlanan ve “Türkiye’de Gençlik” başlığını taşıyan araştırmaya göre, bu dönemdeki ergenlerin ve gençlerin yalnızca yüzde 55’inin hangi TV kanalının izleneceği hakkında, yalnızca yüzde 43’lük bir kesim ekonomik kararlarda söz sahibidir. Bu oranlar, yaş küçüldükçe ve ailelerin sosyoekonomik statüsü düştükçe azalmaktadır.

Türkstat ile Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından 2006 yılında gerçekleştirilen Aile Yapısı Araştırması’na göre Türkiye’de gençler ana babalarıyla en çok aşağıda belirtilen alanlarda sorun yaşamaktadır:  Arkadaş seçimi (yüzde 30,5), tüketim ve harcama alışkanlıkları (yüzde 28,1) ve giyinme tarzı (yüzde 26,1). Okul ve iş tercihleri (yüzde 15,9), evlilik ve aile yaşamı (yüzde 14,6) ve siyasal görüş (yüzde 7,2), daha seyrek bahsedilen sorun alanları arasında yer almaktadır. Ortaya çıkan bu tablonun, ana babaların kız ve erkek çocuklarına bazı ciddi konularda hoşgörülü davrandıklarını mı, yoksa gençlerin fazla sorgulamadan ana babalarının görüş ve tercihlerini benimsediklerini mi gösterdiği net değildir. 

Çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerinde katılım hakkının sık sık sınırlanması, aileleri, kurumları ve toplulukları gençlerin desteğinden; değerli deneyimlerinden, duygularından ve görüşlerinden yoksun bırakmaktadır. Dahası, çocukların süreçlerin dışında kalma, haklarını arayamama, kendileri ve başkaları adına sorumluluk üstlenmeme alışkanlıklarını edinmelerinin etkilerinin, yetişkinlik döneminde de, toplumsal dokuyu ve siyasal kültürü yoksullaştıracak ve demokrasi açığını sürekli hale getirecek şeklinde sürdüğü görülmektedir. Kendileri hakkındaki her karar başkaları tarafından alınan çocuklar özsaygılı, sorumlu ve aktif yurttaşlar olarak yetişemezler, başkalarıyla iyi iletişim kuramazlar, başkalarının haklarına saygıda yetersiz kalırlar ve toplumun iyiliği için topluca kararlar alıp bunları uygulayacak yeterlilikten yoksun kalırlar.

Türkstat’ın 2010-2011 Yaşamdan Mutluluk Araştırmasına göre (zikredildiği kaynak:  Türkstat: İstatistiklerle Gençlik, 2011 ss.124-6), 15-24 yaş grubundaki erkeklerin yalnızca %22’si, kadınların da %9,7’si net biçimde siyasetle ilgilendiklerini belirtmiştir. Ekonomiye olan ilgi genç erkeklerde %26 ve genç kadınlarda %16’dır. Çevre konularına duyulan ilgi genç erkeklerde %31 ve genç kadınlarda %26’dır. Genç erkeklerin yalnızca %5’i ve genç kadınların %2’si sendikaların veya derneklerin faaliyetlerine açık ilgi duymaktadır. Genç kadınların bu konulara yönelik belirgin ilgisizliği, her yaştan kadınların, toplumda var olan ayrımcılığın ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olan düşük siyasal ve toplumsal yaşama katılım düzeyleri düşünüldüğünde şaşırtıcı değildir.

Her şeye karşın kendilerini - belki yaşadıkları ailesel ve toplumsal çevrelerin özelliklerinin etkisiyle nedeniyle – daha geniş platformlarda ifade etmek isteyen ve/veya toplumu etkilemek isteyen ergenler ve gençlerin önlerindeki fırsatlar sınırlıdır. Doğrudan doğruya çocuklarla ilgili olanlar dahil yerel ve merkezi hükümet kuruluşları, ne sistematik bir şekilde ne de duruma göre çocuklara danışma, onların katılımını teşvik etme gibi bir alışkanlığa sahip değillerdir. Çocuk ve/veya gençlik meclisleri oluşturan çok sayıda belediye vardır; ne var ki bunlar pek bilinmemektedir ve işlevleri de değişkenlik göstermektedir. Siyasal partiler ve STK’larda da hiyerarşik bir yapı söz konusudur ve gençlere uzanıp onları katma alışkanlığı güçlü değildir. Ergen ve gençlerin kendi aralarında örgütlenmeleri ise ilgili bürokratik usüller yüzünden zordur. Toplu olarak herhangi bir siyasal etkinlikte, kimlik beyanında veya öz savunmada yer alan üniversite öğrencileri de, okuldan kovulma, hatta terörist sayılarak kovuşturulma ve hapse atılma gibi durumlarla karşılaşmıştır.

2004 yılında Dernekler Yasası’nda yapılan bir değişiklikle 18 yaşından küçüklere ilk defa kendi derneklerini kurma hakkı tanınmıştır. Bu yasa, çocukların derneklere üyeliğini ana baba iznine tabi kılmakta, üyeliği yalnızca çocuk dernekleriyle sınırlamakta ve çocuk derneklerinin faaliyet alanlarına kısıtlama getirmektedir. BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012’deki Sonuç Gözlemlerinde açık hava toplantılarında organizasyon komitesinde yer almak için getirilen asgari 19 yaş zorunluluğuna ve dernek kurmadaki aşırı bürokratik işlemlere dikkat çekmiş, Türkiye’ye ifade, dernek kurma ve barışçıl toplantı yapma özgürlüklerinden eksiksiz yararlanılabilmesi için engelleri kaldırmak üzere yasalar ve usüllerde gerekli değişiklikleri yapmasını tavsiye etmiştir.

Çocuklardan oluşan il çocuk hakları komiteleri, çocuk katılımının sınırlı olduğu ortamda bir istisna oluşturmaktadır. Bu komiteler, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK- bugün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindedir) tarafından UNICEF desteğiyle oluşturulmuştur. Her kesimden çocuğu temsil eden bu komiteler bölgesel toplantılara ve her yıl gerçekleştirilen Ulusal Çocuk Forumu’na delege göndermektedir. Komiteler, Forum tarafından belirlenen çocuk hakları eğitimlerinin ve eylem planlarının yaşama geçirilmesine, çocuk hakları tanıtım kampanyalarının yürütülmesine yardımcı olmuştur. Komite üyeleri, öğretmenleri bilgilendirmiş, başöğretmenler ve il valileri nezdinde lobi faaliyetleri yürütmüş ve UNICEF’e tavsiyelerde bulunmuştur.  Ayrıca komiteler TBMM’deki Çocuk Hakları İzleme Komitesi ile güçlü bağlar kurmuştur. Bununla birlikte, komitelere üyeliğin ve iletişimin güçlendirilmesi, okullardaki çocuk kulüplerinin harekete geçirilmesi, ergenlerin tüm sektörlere katılımının sağlanması ve yetişkinlerin bu süreçlere bakışının değiştirilmesi için daha çok çaba gösterilmesi gerekmektedir.  Türkiye’de çocuk katılımına yönelik bir ulusal strateji 2009 yılında SHÇEK önderliğinde hazırlanmış, ancak o günden bu yana pek az ilerleme kaydedilmiştir. Özetle, çocuklar sivil haklara sahip kişiler olarak yetiştirilecekse, ergenlerin ve gençlerin kamusal yaşamda etkili ve yapıcı bir rol oynamalarına imkân tanınacaksa, bunlar için ciddi bir tutum değişikliğinin gerçekleşmesi gerekmektedir.