UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

9.5 Siyasal şiddet ortamında büyüyen çocuklar ve gençler

Olayların en fazla meydana geldiği yerlerde yaşayan çocukların ayrıca çatışmalara, terörizme, gösteriler sırasında veya başka vesilelerle başvurulan şiddete tanık olma,  güvenlik kaygılarıyla sınırlanmış bir yaşam tarzına sıkıştırılıp kalma, sevdiklerini kaybetme ya da onlardan şu veya bu nedenle ayrı düşme ve kendilerini öfkeli siyasal tartışmaların, nefretin, siyasi nitelikli cenazelerin ve benzer rahatsız edici olaylar ve söylemlerin ortasında bulunma olasılıkları diğer bölgelerde yaşayan çocuklara göre yüksektir. Tüm bunların çocukların psikolojik açıdan iyi olma halleri üzerinde potansiyel etkileri vardır. Bölgede görev yapan güvenlik personelinin kendi çocukları ve akraba çocukları da benzer deneyimleri yaşayabilmektedir.

Türkiye’deki tüm çocuklar arasında, siyasal şiddetin en etkili olduğu yerlerde büyüyen kız ve erkek çocuklar yoksulluk ve yoksunluğun en derin kimi biçimlerini yaşamaktadır. Ekonomik açıdan bakıldığında, çatışmalar 1990’lardan bu yana kırsal kesimde sayısız geçim imkânının yitirilmesine yol açmıştır. Şiddet ortamı, yatırımlar üzerindeki caydırıcı etkisiyle de, coğrafyanın ve tarihin, düşük eğitim düzeyinin ve yüksek doğurganlık hızının ürünü olan kalkınma eksikliklerini daha da pekiştirmiştir. Durumdan kamu hizmetleri de etkilenmiştir. Eğitim söz konusu olduğunda, kimi okullar şiddet eylemlerinin hedefi olmuştur. Bunların dışında güvenlik nedenleriyle kapalı kalan okullar da vardır. Boykotlar ve yerel gerilimler kimi durumlarda çocukların okula gitmelerini engellemektedir. Öğretmenler genellikle deneyimsizdir, hazırlıksızdır veya görevlerine gitmemektedir. Eğitim personelinde değişim çok hızlıdır. Ekonomik koşullar, okul performansının düşüklüğü ve okullardaki imkânların yetersizliği bir araya geldiğinde, eğitimi sürdürme isteğini azaltabilmektedir. Oysa okul öncesi eğitimin genellikle olmadığı, çocukların okula eğitim dilini pek az bilerek başlayabildiği, kız çocukların ise ayrımcılıkla, kimi durumlarda ise erken yaşta zorla evlendirilme ve namus cinayeti gibi tehditlerle karşılaştığı bir bölgede güçlü bir temel eğitim yaşamsal önemdedir.

Aynı yörelerdeki çocuklar gösterilerde/protestolarda sıkça yer almaktadır (“taş atan çocuklar” olarak bilinen durum). Böylece çocuklar kazalara ve yaralanmalara, polis şiddetine, mahkeme öncesi uzun tutukluk sürelere ve ağır ceza istemlerine maruz kalabilmektedir. Gösteriler sırasında taraflardan biri ya da diğeri tarafından atılan cisimler sonucunda ölen çocuklar da vardır. Bu tür olaylara en fazla karışanlar ergen yaşlardaki çocuklardır. Bu tür eylemlerde yakalanan çocuklar, Türkiye’de yargıyla tanışan çocukların önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Savcılar ise çocukları terörist olarak görüp kendileri hakkında ağır cezalar talep edebilmektedir. Ayrıca, gözaltı ve tutukluluk koşullarının ülkenin diğer bölgelerindekine göre daha kötü olduğu da söylenebilir.

Siyasal şiddetten en fazla etkilenen yerlerdeki gençler ayrıca PKK saflarına da çekilebilmektedir. 2001 ile 2011 yılları arasında yaşamlarını yitiren 1.362 PKK militanının kökenleri hakkında yapılan bir araştırmaya göre PKK saflarına katılma 18 yaşından önce başlamaktadır (Türkiye’nin de taraf olduğu, Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin Silahlı Çatışmalarda Çocukların Yer Almalarıyla ilgili İsteğe Bağlı Protokol’e aykırı bir durum). PKK saflarına katılanların çoğunluğunu erkekler oluştururken, çok genç yaşta katılanlar arasında kızlar da vardır. Sözü edilen araştırma Ankara merkezli bir düşünce kuruluşu olan TEPAV analisti Nihat Ali Özcan tarafından gerçekleştirilmiş ve 2012 yılı başlarında TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na sunulmuştur. PKK saflarına katılanların, çatışmalar sırasında ölme olasılığı yüksektir. Çocukların bombacı, kurye ve canlı kalkan olarak kullanıldıkları durumlar da görülmektedir.

Yukarıda sözü edilen sorunlardan siyasal gerilimlerle, şiddet içeren gösterilerle ve PKK’ye insan kazanılmasıyla ilgili olanlar, ülkenin doğu ve güneydoğu bölgeleri dışında bulunan ancak göçle gelen Kürt nüfusun yoğun olduğu mahallelerde yaşayan çocukları da etkileyebilmektedir. Bu göçmen nüfus kimi yerde siyasal açıdan radikalleşmiştir ve/veya kendilerine diğer yurttaşlar ya da gruplar tarafından kuşku ya da düşmanlıkla bakılmaktadır.

Bu güçlüklerin nasıl yaşandığı, ailelerin ve çocukların bunları nasıl aştığı veya etkisini azalttığı konusunda araştırmalar bulunmamaktadır. Güvenlik kuruluşları ve diğer resmi merciler mevcut durum karşısında bilgilendirme kampanyaları, kültürel ve sosyal etkinlikler ve geziler düzenlemişler, ailelere ulaşmaya çalışmışlardır (Bakınız, TC Hükümetinin BM Çocuk Hakları Komitesi’ne Mart 2012’de ilettiği yazılı yanıtlar, paragraflar 106-110 at http://www2.ohchr.org/english/bodies/crc/docs/AdvanceVersions/CRC_C_TUR_Q_2-3_Add1.pdf). Ancak, bu etkinliklerin etkisi ve diğer kamu hizmetlerinin bu bakımdan ne ölçüde işe yaradığı ölçülmemiştir.

Türkiye-Suriye sınırındaki gerilimlerden ilk etkilenenler de çocuklar olmuştur. 2012 yılı Eylül ayında Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde dört çocuk Suriye tarafından gelen bombalar sonucunda yaşamını yitirmiştir.