UNICEF'ten düzenli haber almak için iletişim bilgilerinizi bırakabilirsiniz

9.6 Genç göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar

Diğerleri,  iş ve ticaret amacıyla gelenler, Türkiye’de akrabaları ve dostları olan komşu ve diğer ülkelerin yurttaşları ve sayıları bilinmemekle birlikte Kafkasya’dan, Rusya’dan, eski Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinden ve başka ülkelerden ev hizmetlerinde, sanayide, inşaatlarda, eğlence ve diğer hizmet sektörlerinde geçici ve/veya kayıt dışı çalışmak üzere ülkeye gelen kişilerdir (Haziran 2012’ye ait basın haberleri, İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın- İSMMMO- bir raporuna dayanarak bu kişilerin sayısını 200.000 olarak vermektedir; Türkiye, kısa süreli ziyaretler için, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki birçok ülkenin yurttaşlarından vize istememektedir). Yabancılar arasında, kendi ülkelerindeki siyasal veya ekonomik koşullardan kaçıp kurtulmak için Türkiye’ye gelenler de vardır. Kimi zaman bu kişiler resmi sınır kapılarını kullanmadan, çoğu kez de başka ülkelere geçiş yapmak üzere Türkiye’ye girmektedir. Uluslararası hukuka göre Türkiye geçici veya kalıcı olarak kendi topraklarında bulunan tüm bu yabancı kişilerin insan haklarını gözetip kollamak durumundadır. Çocuklar söz konusu olduğunda ise, BM Çocuk Haklarına dair Sözleşme’yi imzalayan ülkelerin, Sözleşme’de yer alan hakları “kendi egemenlik alanları içindeki” tüm çocuklara tanımak ve bu hakları güvenceye almak, ailelerinden kopmuş olanlar dâhil mülteci çocuklara özel koruma ve insani yardım sağlama yükümlülükleri vardır. 

Kitlesel olarak göç edenler arasındaki çocuklar – Suriye krizi

Geçmişte Türkiye, komşu ülkeler olan Bulgaristan ve Irak’taki şiddet veya baskılardan kaçan çok sayıda insana kapılarını açmış, bu kişilere destek vermiştir. 2011 yılı Mayıs ayından itibaren ise ülkelerindeki şiddetten kaçan on binlerce Suriyelinin Türkiye’ye girmesine izin verilmiştir. Bu sığınmacılardan kimileri Türkiye’de akrabalarıyla kalır ya da kendi başlarının çaresine bakarken, gelenlerin büyük çoğunluğu çeşitli sınır illerinde özel olarak inşa edilmiş kamplarda kalmaktadır. Ekim 2012 itibarıyla yedi ildeki toplam 14 kampta barındırılan toplam Suriyeli sayısı 100 bini aşmıştır ve iki yeni kamp daha inşa halindedir. Bu kamplarda kalanların yaklaşık üçte birini çocuklar oluşturmaktadır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı’nın (AFAD), ilgili diğer bakanlıkların, hükümet kuruluşlarının ve Türk Kızılay’ının çabaları sayesinde “konuklara” sanitasyon imkânları dâhil konteynerler veya çadırlarda kalacak yer, yeterli yiyecek ve içecek, sağlık hizmetleri, çocukların gidebilecekleri okullar ve diğer hizmetler sağlanmaktadır. Türkiye ayrıca sınırın Suriye tarafındaki binlerce kişiye de yiyecek ve diğer temel ihtiyaç maddeleri dağıtmaktadır. Türkiye’nin bu acil durumla ilgili olarak bugüne dek yaptığı harcamaların tutarı 500 bin dolar olarak belirtilmektedir.

Düzensiz göç ve kaçakçılık: Türkiye’de kayıt dışı çalışan yabancılar sosyal güvenlikten ve iş yasalarında öngörülen korumadan yararlanamamaktadır. Bu kişilerin sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere kamu hizmetlerinden yararlanamamaları söz konusu olabilmektedir. Enformasyon ve kültüre erişimlerinin önünde de dil engelleri vardır. Kayıt dışı istihdam edilen yabancıların arasında gençlerle birlikte çocuklarını kendi ülkelerinde bırakıp çalışmaya gelen ana babaların yüksek bir oranda olduğu söylenebilir.

Başta eski Sovyet ülkelerinden olmak üzere her yıl yüzlerce genç kadının zorla fuhuş yaptırılmak üzere Türkiye’ye kaçırıldığı bilinmektedir. Zaman zaman, bunların arasında 18 yaşından küçük kızların da bulunduğu görülmektedir. Uluslararası Göç Örgütü, insan kaçakçılığını önlemek, mağdurları belirlemek ve kendilerine gerekli yardımları yapmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurumlarla ortak çalışmalar yürütmektedir. İnsan ticareti ve kaçakçılığı Türk Ceza Yasası’nda özellikle yasaklanmıştır.

Her yıl, sonunda bir Avrupa ülkesine ulaşabilmek için Türkiye sınırlarından giren kaçak göçmenlerin önemlice bir bölümünü gençler ve çocuklar oluşturmaktadır. Bu insanlar, başta güneybatı Asya ve Doğu Afrika olmak üzere çeşitli ülkeleri yoksulluktan, baskılardan veya çatışmalardan kurtulmak için terk edenlerdir. Bu gençler ve çocuklar özellikle güç durumdadırlar. Sosyal yardımlara, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşamamaktadır ve korunma ve toplum yaşamına katılma gibi olanaklardan da yoksundur. Yaşadıkları koşullar ve yolculuk biçimleri nedeniyle aralarından bir bölümü denizde veya karayolu kazaları sonucunda yaşamını yitirmektedir. Örneğin 2012 yılı Eylül ayındaki bir olayda aralarında 31 çocuğun da bulunduğu 61 düzensiz göçmen, İzmir’in Menderes ilçesindeki Ahmetbeyli’den Yunanistan’a gitmek üzere denize açıldıktan sonra teknelerinin alabora olması sonucunda yaşamını yitirmiştir. Göçmen kaçakçılığı Türk Ceza Yasası’nda özel olarak men edilmiştir ve buna ilişkin hükümler 2010 yılında daha da ağırlaştırılmıştır.

Yakalanan düzensiz göçmenlere barınma ve yiyecek sağlanmakta, iltica başvurusunda bulunmalarına izin verilebilmektedir. Ne var ki, aralarında bulunan çocuklar bile örneğin eğitim gibi başka haklardan yararlanamamaktadır. Dahası, çocuklar dâhil olmak üzere çok sayıda düzensiz göçmen sınırdan geri çevrilmekte, girmişlerse hemen sınır dışı edilmekte, kovuşturulmakta, elverişsiz koşullarda gözaltında tutulmakta ya da iltica başvurusunda bulunma hakkına sahip oldukları konusunda bilgilendirilmemektedir (Uluslararası Af Örgütü: Güç durumdakiler: Türkiye’deki sığınmacılara koruma sağlanmıyor, Nisan 2009). Çocuklar dâhil olmak üzere kimi düzensiz göçmenlerin toplama merkezlerinde ve İstanbul’daki ana havaalanının “transit hattında”  tutulmaları ve buralardaki koşullar, BM İnsan Hakları Konseyi göçmenlerin insan hakları özel raportörü Francois Crepeau tarafından eleştirilmiştir. Avrupa Birliği sınırlarındaki göçmenlerin insan hakları konusundaki bir araştırmayla ilgili olarak Haziran 2012’de Türkiye’yi ziyaret eden Crepeau, aşırı yığılma, gıda ve hijyen yetersizliği ve sağlık hizmetlerine erişememe gibi sorunları tespit etmiştir. Crepeau ülkelerinin kendilerini kabul etmesi mümkün olmayan özellikle İranlı ve Afgan kişilerin uzun süre gözetim altında tutulduklarına işaret etmiştir. Crepau’nun gözlemlerine göre kadınlar ve çocuklar da dâhil olmak üzere gözetim altında tutulanlar odalarına veya koğuşlarına kilitlenmekte, 12 yaşından büyük erkek çocuklar da annelerinden ayrılıp yetimhanelere yerleştirilmektedir. Crepeau, insan haklarının izlenmemesi; gözetim altında tutulanlara aileleriyle temas, hukuki yardım alma, konsolosluk hizmetlerinden yararlanma ve iltica talebinde bulunma gibi konularda yeterince fırsat tanınmaması gibi hususlardaki kaygılarını dile getirmiştir. Raportör, kısa sürede serbest bırakılmalarının, düzensiz göçmen durumundaki çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmalarının sağlanması için UNICEF desteği çağrısında bulunmuştur (http://www.ohchr.org/en/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=12307&LangID=E).

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından verilen bilgilere göre 2011 yılında 44.415 kaçak göçmen ülkeye yasa dışı giriş yaptıkları ya da kalış sürelerini aştıkları için emniyet görevlilerince yakalanmıştır (http://www.egm.gov.tr/icerik_detay.aspx?id=232). Sınır dışı edilen – çoğunlukla pasaport, seyahat ve ikametle ilgili yasaların ihlali nedeniyle- yabancıların sayısı ise 26.889 idi. Bunlara ek olarak 13.621 yabancı da limanlardan, havaalanlarından ve giriş kapılarından geri çevrilmiştir. İnsan Kaynakları Geliştirme Vakfı (İKGV) ve Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere az sayıda STK kaçırılmış kişilere ve düzensiz göçmenlere yardımcı olmuş, haklarını savunmuştur.

Sığınmacılar ve iltica talebinde bulunanlar: Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne ve onun 1967 tarihli protokolüne taraftır. Ancak Türkiye bu belgeleri imzalarken coğrafi sınırlama getirmiştir ve bu çerçevede Avrupalılar dışındakilerin iltica taleplerini işleme koymamaktadır. Oysa Türkiye’de bulunup bu statüye geçmek isteyen; inançları, düşünceleri veya kimlikleri nedeniyle baskı görecekleri için ülkelerine geri dönemeyen yabancıların çoğu Avrupa dışındaki ülkelerdendir. Çoğu Türkiye’ye Irak ve İran dâhil olmak üzere güneybatı ve güney Asya ile Afrika’nın kimi ülkelerinden gelmiştir. Bu kişiler, kendilerini kabul edecek ülkelere yerleşmek üzere Türkiye’deki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) misyonuna başvuruda bulunabilirler. Türk merciler bu sığınmacıların başvuruları veya duruma göre itirazları sonuçlanıncaya kadar belirli koşullarda Türkiye’de kalmalarına genellikle izin vermektedir. Başvuruları kabul edilenlere mülteci statüsü verilmektedir. Türkiye bu kişilere ayrıca yerleşim işlemleri tamamlanıncaya kadar ülkede kalma hakkı tanımaktadır. Ancak tüm bu işlemler yıllar alabilmektedir. Türkiye’deki yetkili makamlar, başvuruları reddedilen sığınmacıları genellikle zor kullanarak ülke dışına çıkarmamaktadır. UNHCR’ye göre (www.unhcr.org.tr) Türkiye’de bulunup iltica talebinde bulunanların ve sığınmacı konumunda olanların toplam sayısı 31 Ağustos 2012 tarihi itibarıyla 28.791’dir. Bu kişilerin 24.181’i Irak, Afganistan ve İran kökenlidir. Toplam sayıya 10.008 çocuk da dâhildir ve çocukların toplam içindeki payı %35’tir. Türkiye’de ayrıca Avrupa kökenli siyasal sürgünler de bulunmaktadır (Çeçenler gibi). Bu kişilerin fiilen Türkiye’de kalmalarına izin verilmekle birlikte kendileri iltica sürecinden geçirilmemekte, sığınmacı statüsüyle tüm haklarına kavuşmamaktadır.

Yaş gruplarına, cinsiyete ve geldikleri ülkelere göre Türkiye’deki çocuk sığınmacılar ve iltica talebinde bulunanlar (31 Ağustos 2012)

 

0-4

5-11

12-17

 

Kız

Erkek

Kız

Erkek

Kız

Erkek

İltica

493

545

714

821

639

1,009

--Afganistan

133

130

197

241

172

438

--Iran

70

76

98

121

99

129

--Irak

187

208

280

315

234

274

--Somali

24

30

48

40

59

79

--Diğer

79

101

91

104

75

89

Sığınmacı

691

730

1,099

1,252

876

1,139

--Afganistan

131

145

289

332

264

388

--Iran

76

74

126

159

101

155

--Irak

372

387

533

579

364

439

--Somali

62

67

106

127

111

114

--Diğer

50

57

45

55

36

43

Kaynak: UNHCR

Yeniden iskân edilmeyi bekleyen sığınmacılar ve mülteciler genel olarak Orta Anadolu’da belirlenen kimi illerde yaşamak zorunda tutulmaktadır. Bu ağır koşul kimi zaman dayanılmaz bir hale almaktadır. BM İnsan Hakları Konseyi Özel Raportörü Francois Crepeau bu sistemin kaldırılmasını önermiştir. Gerçekten de, belirlenen illerde ikamet zorunluluğu, bu kişilerin hareket özgürlüğünü sınırladığı gibi, onları potansiyel dayanışma, destek ve bilgilenme kaynaklarından da uzaklaştırabilmektedir. Uygun bir ev ya da barınacak yer bulmak kımı yerde son derece zor olduğu gibi, geçim sağlama ve toplumsal yaşamda yer alma imkânları da çok sınırlı kalabilir. Zaten, kayıtlı iş bulmaları halinde çalışma izni başvurusunda bulunabilmelerine karşın sığınmacıların ve mültecilerin çalışmalarına bunun dışında izin verilmemektedir. Sığınmacılar ve mültecilere ilişkin kamusal farkındalık sınırlıdır. Kendileriyle karşılaşan kişilerin tutumları genel olarak anlayışlı olmakla birlikte aralarından belirli gruplar önyargı ve ayrımcılığa maruz kalabilmektedir.

Sığınmacıların çocuklarına eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi kimi temel hakların sağlanması için çeşitli çabalar sergilenmektedir. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD/ASAM) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGEV) gibi STK’lar da sığınmacı çocukların büyük ihtiyaç duydukları kimi sosyal ve kültürel etkinlikleri gerçekleştirmiş, bu çocuklara ayni yardımlarda (örneğin ders kitapları gibi) bulunmuştur. Bu kişiler, çocuklara ücretsiz sağlık hizmeti verilen genel sağlık sigortası kapsamındadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kimi illerde çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Hükümet, 2012 yılı başlarında BM Çocuk Hakları Komitesi’ne sunduğu kanıtlarda (http://www2.ohchr.org/english/bodies/crc/docs/AdvanceVersions/CRC_C_TUR_Q_2-3_Add1.pdf) illerdeki sosyal hizmet birimlerinin, belediyelerin ve Kızılay’ın muhtaç durumda olan sığınmacı ve mültecilere ayni yardımlarda bulunduğunu, bu kişilerin “Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarıyla aynı koşullarda olmak üzere diğer tüm yardım ve haklardan” yararlanabildiğini belirtmiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü tarafından mülteci/sığınmacı statüsü için başvuranlara yönelik sağlık harcamaları 2009 yılında 2.208 kişi için 160.406 TL, 2010 yılında 2.129 kişi için 155.271 TL, 2011 yılında ise 1.864 kişi için 132.036 TL olarak belirtilmiştir. Hükümet, bunlara ek olarak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün 2009 yılında 17.378 mülteci ve sığınmacı için 2.183.833 TL harcama yaptığını, toplam harcamaların tutarının 2010 yılında 16.358 kişi için 1.244.336 TL, 2011 yılında ise 17.947 kişi için 1.250.662 TL olduğunu bildirmiştir. Bu rakamlar içerisinde, çocukların ve çocuklu ailelerin doğrudan yararlandığı yardımların tutarı konusunda ise bilgi bulunmamaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile irtibat halinde, sığınmacıların çocuklarının okula gidip ilkokul bitirme belgesi almalarını mümkün kılmıştır (iltica başvuruları nihai olarak reddedilinceye kadar ve reddedilmedikçe). Bunu teşvik etmek için de, okula devam eden çocukların ikamet izin belgelerinden alınan harç kaldırılmıştır. UNHCR okula devam ettiğini belgeleyen çocuklara nakit yardımda bulunmuştur. UNICEF ile UNESCO İstatistik Enstitüsü tarafından başlatılan Okul Dışı Çocuklar Küresel Girişimi tarafından yayınlanacak olan Türkiye ülke raporuna göre, 6-11 yaşlarındaki sığınmacı ve mültecilerin %77’si ve 12-17 yaşlarındaki sığınmacı ve mültecilerin %53’ü UNHCR’ye 2010-2011 ders yılında okula devam ettiğini bildirmiştir. Ancak, bu rakamların yanıltıcı olabileceği belirtilmektedir. Hükümet, BM Komitesine ilettiği, yukarıda sözü edilen kanıtlarda 2011-2012 ders yılında 983 sığınmacı ve mülteci çocuğun eğitime devam ettiğini belirtmiştir. Bu, ilgili yaş grubunun toplam sayısının dörtte birinden azdır. Okula gitmemenin olası nedenleri şöyle sıralanabilir: okulun ailelere getirdiği ek mali yük; ailelerin zaten kısa süre sonra ülkeden ayrılma beklentisi içinde olmaları; ailelerin yaşamak zorunda oldukları illerde bulunmuyor olmaları; kimlik belgelerinin eksikliği ya da bürokratik işlemlerin uzun bekleme sürelerine yol açması, ve (özellikle yaşları daha büyük olan çocuklar için) dil engellerinin aşılmaz oluşu. Sığınmacıların arasında bulunan kimi gruplar da çocuklarını kendileri eğitmeye çalışıyor olabilirler.

(Yayınlanacak olan Okul Dışındaki Çocuklar raporu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın e-okul veri tabanına atıfta bulunarak, 2010-11 ders yılında yabancı kimlik numarası taşıyan 9.461 çocuğun temel eğitime (1-8 sınıflar) kayıt yaptırdığını belirtmektedir. Muhtemelen bu çocukların çoğu sığınmacı veya mülteci olmayıp ülkede kalış izni olanların çocuklarıdır. Rapora göre birinci sınıfa kayıtlı çocuk sayısı 1.465 iken bu sayı yedinci sınıfta 1.097’ye düşmektedir ve sekizinci sınıftaki çocuk sayısı da yalnızca 269’dur. Ayıca, kayıtlı her 100 erkek çocuğa 87 kız çocuğun düştüğü belirtilmektedir. Bu rakamlar ek açıklama gerektirmektedir.)

Yanlarında kimsesi bulunmayan sığınmacı çocuklar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bakım hizmetlerinden yararlanmakta, dolayısıyla sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşabilmektedir. Ancak bu imkân, yaş testi ve bulaşıcı hastalık testi gibi usuller sonrasında kazanılabilmektedir. Yanlarında kimsesi olmayan çocuklara yönelik uygulamalarla ilgili kurallar oldukça net biçimde tanımlanmıştır (Gizem Alanyalıoğlu: İstanbul’daki Refakatsiz Çocuklar ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK üzerine Rapor, 2008). Bu çocukların içinde bulundukları koşullar, kurumsal bakım altındaki Türk çocukların koşullarıyla karşılaştırılabilir durumdadır. Ancak, dil sorunları, kültüre yabancılık, akrabalarının yokluğu ya da geçmişte yaşadıklarının etkisi gibi nedenlerle bu çocukların ek desteğe ihtiyaç duydukları söylenebilir. Sığınmacı/mülteci çocukların kurumsal bakıma alınmalarında, haklarının ve yüksek yararlarının, çocukların vesayeti ile ilgili yasal düzenlemelerin devletin veya bir kuruluşun yasal vasisi olarak hareket etmesine imkân verecek şekilde değiştirilmesi halinde, daha bir güvence altına almış olacağı düşünülebilir. Kimsesi bulunmayan sığınmacı/mültecı çocukların ailelerinin bulunmasına yönelik çalışmalar ise UNHCR ve Türk Kızılay’ı tarafından yürütülmektedir.

BM Çocuk Hakları Komitesi Haziran 2012 tarihli Sonuç Gözlemlerinde sığınmacı ve mülteci konumunda olan çocukların eğitim ve sağlık gibi alanlarda temel hizmetler alabilmelerinin ön koşulu olan ikamet izni almalarında yaşadıkları öne sürülen güçlüklere, gözaltına alınan göçmen çocukların yetişkinlerle aynı yerde tutuldukları ve tercüman bulundurulmadığı iddialara atıfta bulunmuştur. Komite Türkiye’ye, sığınmacı ve mülteci çocukların sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlere erişimde karşılaştıkları güçlükleri konusunda bir değerlendirme yapması ve bu sorunları acilen ele alması tavsiyesinde bulunmuştur. Komite ayrıca, Mülteci Çocukların Korunması ve Bakımına ilişkin UNHCR Yönlendirici İlkeleri doğrultusunda, özel destek ihtiyacında olan çocukların taraf devlete gelişlerinden başlayarak belirlenmesi için her tür çabanın gösterilmesini ve bu çocuklara yeterli psikolojik yardımın yapılmasınının ele alınmasını tavsiye etmiştir.

Politika eğilimleri: Göçmenlerin ve mültecilerin haklarını savunanlar, Türkiye’ye Cenevre Sözleşmesi’ne getirdiği coğrafi sınırlamayı kaldırma çağrısında bulunmanın yanı sıra, birçok vesileyle göçle ilgili özel yasal düzenlemelere ve bu konuyla ilgili kurumların kurulmasına duyulan ihtiyacı dile getirmişlerdir. 2012 yılında Yabancılar ve Uluslar arası Koruma ile ilgili ayrıntılı bir yasa tasarısı meclise sunulmuş ve komisyonda tartışılmıştır. Yasa tasarısı, ikamet izni ve sınır dışı edilme işlemleri gibi konular dâhil olmak üzere, yabancıların Türkiye’ye giriş ve kalışlarıyla ilgili mevcut mevzuatı bir araya getirmekte ve güncelleştirmektedir. Göçmenlerin, sığınmacıların ve mültecilerin kimi haklarını, çalışma izni dâhil olmak üzere yararlanabilecekleri fırsatları belirlemekte ve güçlendirmektedir.  Tasarı ayrıca mülteci statüsü, iltica ve geçici koruma dâhil uluslararası korumanın çeşitli biçimleri için yapılan başvuruların Türkiye tarafından işleme konulmasına ilişkin düzenlemeler getirmektedir. Bu arada, başta İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Göç Genel Müdürlüğü gibi yeni kurumlar getirmektedir. Amaçlanan, bu alanda sorumluluğu olan diğer organlar ve kurumlar arasında eşgüdüm sağlamak, bunların çabalarını desteklemek; yabancıların Türkiye’ye girişlerini, kalışlarını, ayrılmalarını ve sınır dışı edilmelerini denetlemek; uluslararası koruma, geçici koruma ve insan kaçakçılığı mağdurlarının korunmasına ilişkin usulleri yaşama geçirmek; kaçak göçe karşı mücadele etmek ve göçle ilgili yasal düzenlemelerin, politikaların, stratejilerin ve uluslararası kapasitenin geliştirilmesine katkıda bulunmaktır.

Yasa tasarısı, coğrafi sınırlamayı ortadan kaldırmamaktadır; başka bir deyişle, mülteci statüsü için uygun bulunan Avrupalı olmayan kişilere üçüncü bir ülke bulma gerekliliği yine sürmektedir. Ayrıca, kaçak göçmenler için idari gözetim de tamamen kaldırılmamaktadır. Yetkili merciler, sığınmacıların ve mültecilerin belirli yerlerde kalmalarını zorunlu tutma seçeneğini elinde tutmaktadır. Bununla birlikte, tasarıda yer alan hükümler uluslararası standartlara ve AB normlarına uygundur.  Tasarının yasalaşması halinde, uygulamanın da etkili olması, ikincil mevzuat, kaynaklar, kurumsallaşma ve kapasite geliştirilmesi bakımından ciddi çabaları gerektirecektir. Ayrıca, sınırların yönetimiyle ilgili yeni bir yasa da planlanmaktadır. Bu alanda oluşturulacak yeni bir merci, halen jandarma, polis ve sahil muhafaza tarafından yerine getirilen görevleri üstlenecektir.

AB Türkiye’den bir yeniden kabul (geri kabul) anlaşması imzalamasını istemektedir. Buna göre Türkiye, üçüncü ülkelerden gelip de kendi topraklarından AB ülkelerine giriş yaptıktan sonra bu ülkelerde yakalanan düzensiz göçmenleri yeniden kabul edecektir. Böyle bir anlaşmanın gerçekleşmesi halinde, çocuklar ve gençler dâhil olmak üzere Türkiye’ye yeniden kabul edilen kişilere nasıl davranılacağı konusu gündeme gelecektir.