Genel Nüfusta Çocuklar, Aile, Sağlık ve Eğitim Sistemleri
17 Mayıs 2012, Perşembe
Sitede Ara
Bilgi Merkezi
Çocukları Destekleyin

Genel Nüfusta Çocuklar

Genç, yaşlanan nüfus: 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin nüfusu 73.722.988’dir[29]. On yıllar süren hızlı artışın sonrasında 1990’lardan bu yana doğurganlıkta görülen azalma ile birlikte yıllık nüfus artış hızı, Avrupa standartlarına göre hala yüksek olmakla birlikte, 2000 yılındaki yüzde 1.7’lik düzeyden yüzde 1.3-1.4’e düşmüştür[30]. 2006 yılı tahminlerine göre yaşam beklentisi kadınlar için 75.3, erkekler içinse 71.1’dir[31]. Nüfus hala gençtir; medyan yaş kadınlarda 30’un, erkeklerde ise 29'un biraz altındadır. 0-14 yaş grubundaki nüfus toplam nüfusun yüzde 26’sını oluşturmaktadır. Oysa AB nüfusu içinde bu yaş grubunun payı yaklaşık yüzde 16’dır.[32] Yaklaşık 22.6 milyon kişi veya nüfusun yüzde 30.7’si BM tanımına göre çocuk, başka bir deyişle 18 yaşın altındadır[33]. Bununla birlikte, yukarıda sözü edilen eğilimler nüfusun giderek yaşlanmakta olduğuna işaret etmektedir. Bu eğilimlerin süreceği varsayılırsa, nüfus içindeki çocuk oranı önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde azalacak, buna karşılık çalışma çağındaki yetişkinlerin oranı artacaktır. Nüfus bileşimindeki değişim daha şimdiden görünür durumdadır ve nüfus piramidinin alttaki dilimi küçülmektedir. En kalabalık nüfus dilimi, 6.57 milyon insan ile 10-14 yaş grubudur.

Yaş gruplarına ve cinsiyete göre Türkiye’de nüfus (toplam nüfusun %’si) 2010

nüfus

Elverişli dinamikler: 2025 yılına kadar olan dönem Türkiye için sıkça “demografik fırsat penceresi” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu dönemde, başarılı eğitim ve istihdam politikalarıyla sosyoekonomik kalkınma sürecinin hızlanabileceği düşünülmektedir. Gene aynı dönemde çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki artacak, buna karşılık bağımlılık oranı düşecektir. 2025’ten sonra ise, bu kez 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı artacağından bağımlılık oranı gene yükselecektir. Daha kısa vadede, küçük çocuk sayısındaki göreli azalmayla Türkiye’nin kız ve erkek çocukların sağlık ve gelişmeleri için kullanabileceği kamusal ve özel kaynakları artırması mümkün olacaktır –  bu dönem çocukların gelecekteki yaşamları açısından belirleyici önemdedir. Başka bir deyişle, artık kaynakların ailelere veya eğitim gibi hizmetlere dilim dilim yayılmasına gerek kalmayacaktır. Kuşkusuz, bu fırsattan azami yararlanabilmek için iyi politikalar geliştirmek gerekmektedir. Ergenler ve gençler açısından durum henüz çok elverişli değildir. Bu yaş gruplarından erkekler ve kızlar kalabalık kohortlar oluşturmaya devam etmektedir. Bu kuşağın pek çok üyesi için ana baba özeni ve hükümet kaynakları henüz sınırlı olabilir; kendini geliştirme, eğitim ve iş olanakları da öyle olabilir. Gene de bugün bu kuşak yetişkinler olarak gelecekteki yaşamlarının, önemli risklerle karşılaşacakları bir dönemin şekilleneceği yılları yaşamaktadır.

Children in the population
AFotoğraf Oktay Üstün


Bölgesel farklılıklar: Doğurganlıktaki düşüş, nüfus artışı ve nüfus içinde küçük çocukların oranı, önemli coğrafi farklılıklar göstermektedir. Tüm bölgelerde düşmekle birlikte doğurganlık kimi yerlerde başka yerlere göre çok daha yüksektir. Demografi ve Sağlık Araştırması için belirlenen beş geniş coğrafi bölge arasında en yüksek doğurganlık hızı 3.26 ile doğudadır ve diğer bölgelerde bu hız 1.73 ile 2.20 arasında değişmektedir.[34] Daha küçük bölgeler, iller veya ilçeler bazında ayrıştırılmış veriler de bir kez daha büyük farklılıklar göstermektedir. Başka bir deyişle, ülkede kimi bölgelerde ve toplum kesimlerinde nüfus artışı hızlıdır, ortalama yaş düşüktür ve nüfusun tamamına göre çocuk sayısı hayli fazladır – ki bu durum ailelerin, toplumların ve yetkililerin kaynakları üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Güneydoğu’da ve kimi Doğu illerinde 18 yaşından küçüklerin toplam nüfus içindeki payı yüzde 40-50 iken batıdaki kimi küçük illerde bu oran yüzde 20-25’e inmektedir [35].

 

 

 

 

 

 

Populations of İzmir and Şanlıurfa by age group and sex (% of total population), 2010
chart 3chart 4

Kaynak: Türkstat

Göç: Kritik bir başka demografik olgu da özellikle kırsal alanlardan büyük kentlere olmak üzere iç göçtür. Günümüzde kentli nüfus toplam nüfusun dörtte üçünü oluşturmaktadır. Oysa 1980 sayımında bu oran yalnızca yüzde 44 idi.[35] Türkiye’deki hanelerin yaklaşık yarısı doğduğu köyde veya kasabada yaşamamaktadır. 15 ile 19 yaşlar arasında olanların yüzde 38’i yaşamlarında en az bir göç deneyimi yaşamıştır. Kentsel alanlara yerleşme uzun vadede daha iyi sosyal hizmetlerden yararlanmayı sağlayabilir, ancak kısa vadede okullar ve çocuklara yönelik diğer hizmetler dahil olmak üzere altyapı ve hizmet sunumu nüfus artış hızına ayak uyduramayabilir. Bu arada aileler ve çocuklar kentsel ortamlara bir süre içinde alışabilmekte, hizmetlere nasıl erişileceğini ve risklerin nasıl göğüsleneceğini öğrenmeleri zaman almaktadır. Yoksul göçmen aileler “gettolardaki” yaşamlarını sürdürebilmektedir. Çocukları çalışmak zorunda kalabilmekte, okullarında başarısız olabilmekte veya zamanlarının büyük bölümünü sokaklarda geçirebilmektedir. 1986 ile 2005 yılları arasındaki dönemde, genellikle Güneydoğu Anadolu’nun kırsal yörelerinden güvenlik nedenleriyle Türkiye’nin doğusundaki, güneydoğusundaki ve güneyindeki kentlere göçmek durumunda kalan tahminen 1.1-1.2 milyon kişi söz konusu olduğunda tüm bu olguları sıkça gözlemek mümkündür[36]. Günümüzde kentlerde yaşamakta olan yoksul toplulukların bir bölümü bu özel nüfus kayması sonucunda ortaya çıkmıştır. Durumu hafifletmeye yönelik çabalardan biri, halen sürmekte olan, AB finansmanlı İçGöç Entegrasyon Projesi’dir (İGEP). Söz konusu proje, bir HDK konsorsiyumu tarafından ve danışmanlarla birlikte İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa kentlerinde sürdürülmektedir. Göç süreçlerinin bugün yavaşladığı söylenebilir; böylece, sosyal bütünleşme ve hizmet sunumu açısından belirli fırsatlar ortaya çıkmaktadır – ayrıca, gene bu sayede dikkatler bu kez köylerinde veya diğer azgelişmiş yörelerde “bırakılanlara” yönelmektedir. Ne var ki, bu göçmenler nüfusun daha yerleşik diğer kesimlerine göre farklı sosyal özelliklerini halen sürdürmektedir ve kırdan-kente, Doğudan-Batıya göç için henüz ciddi bir alan vardır.

Kültürel çeşitlilik: Nüfusun, çocukların yaşamı ve refah adına sergilenen tüm çabaları etkileyebilecek bir başka özelliği de etnik ve dinsel çeşitliliktir. Yalnızca çok küçük Rum Ortodoks, Musevi ve Ermeni toplulukları resmen azınlık olarak tanınırken, ortada geniş bir kültürel çeşitlilik bulunmaktadır. Farklı kaynaklara göre nüfusun yüzde 10 ile 23 arasında değişen bir bölümü Kürt’tür. Kürtler, birçok doğu ve güneydoğu ilinde nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktadır ve ayrıca belli başlı kentlere son zamanlarda göçenlerin de önemli bir bölümü Kürtlerdir. Dolayısıyla, çoğu durumda, ekonomik dezavantajlılık ile Kürt etnisitesinin örtüştüğü görülmektedir[1]. Kürtlerden bir bölümü, özellikle kırsal kesimdeki Kürt kadınlar ve çocuklar Türkçeyi iyi bilmemektedir. Kürtlerin özel toplumsal ve kültürel hakları, bu arada devlet dairelerin37e ve kamusal alanda Kürtçenin kullanımı konusu gündemdedir ve Kürtçe yayına bir ölçüde izin verilmektedir. Diğer kültürel unsurlar arasında ise Çerkezler, Araplar, Lazlar ve Süryanileri saymak mümkündür.

Kent ortamlarında Roman çocuklar

Romanlar, Türkiye’nin çeşitli kentlerinde kent yoksullarının bir bölümünü oluşturmaktadır. Toplam sayıları 0.5 ile 2.5 milyon arasında tahmin edilmektedir. Romanların büyük  çoğunluğu yerleşik yaşam sürdürmektedir. Genel olarak, sağlıksız konutların yoğunlaştığı kent mahallelerinde yaşamaktadırlar; ancak, toplumsal dayanışmaları sürmektedir. Diğer yoksul çocuklar gibi Roman çocukların yoksulluğu da ailelerin kalabalık oluşu gibi nedenlerle artmaktadır.  Birçok örnekte, ailelerinin geçimine katkıda bulunmak amacıyla Roman çocukların – genellikle sokaklarda- çalıştıkları veya çalışmak zorunda kaldıkları görülmektedir.

Roman çocukların kimi başka dezavantajları da vardır. Bu kesim içinde çocukluk kavramı zayıftır ve gerek çalışma yaşamına atılma gerekse evlilik geleneksel olarak erken yaşlarda meydana gelmektedir. Romanlar kamu idaresinden uzakta kalmayı tercih etmektedir ve bu da Roman çocukların nüfus kaydı, okula zamanında kayıt, bağışıklama ve temel sağlık hizmetleri gibi bir takım imkan ve hizmetlerden yoksun kalma riskini beraberinde getirmektedir. Roman aileler örgün eğitimin sağlayacağı yararlarla ilgili pek az deneyime sahiptir ve buna önem vermeyebilmektedir. Eğlence sektörü dışında başarılı rol modellerine sahip değillerdir. Çalışma koşulları ise alkol ve uyuşturucu bağımlılığı riskini artırmaktadır.

Topluma dahil olmak istediklerinde – eğitimde ve istihdamda – Romanlar ve çocukları ayrımcılık engeliyle karşılaşabilmektedir. Türkçe çingene sözcüğü pek çok negatif çağrışıma sahiptir.

Bugün Roman dernekleri sorunlarına dikkat çekmek için aktif bir çaba içindedir. İstanbul’un Sulukule semtindeki kentsel dönüşüm projesi özellikle dikkat çekmiştir. Mart 2009’da Avrupa Roman Hakları Merkezi (ERRC) ve Edirne Roman Derneği (EDROM) hükümete uluslararası Roman Kapsama Onyılı’na katılmak için başvuruda bulunması çağrısı yapmıştır. Böyle bir katılımın gereği, Roman topluluğun sorunlarının çözümüne yönelik bir planın benimsenmesi ve uygulanmasıdır. Bu alanda bir dizi gelişimin ardından Başbakan 14 Mart 2010’da İstanbul’da geniş bir Roman topluluğa hitap etmiştir.

Kaynaklar: Edirne Roman Derneği /Avrupa Roman Hakları Merkezi/Helsinki Helsinki Yurttaşlar Topluluğu: Buradayız! Türkiye’de Romanlara Karşı Ayrımcı Dışlama ve Roman Hakları için Mücadele, 2008.

Aile yapısı: Türkiye’deki çocukların çoğunluğu iki yetişkini olan hanelerde yaşamaktadır. Çocukların yaklaşık yüzde 70’i anne ve babalarıyla birlikte çekirdek ailelerden gelmektedir. Çocukların yüzde 25’inin ise, genel olarak üç kuşağın bir arada olduğu geniş ailelerde yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu tür geniş aileler kırsal kesimde daha yaygındır. Geri kalan kız ve erkek çocuklar bir ebeveynle birlikte yaşamaktadır.[38] Bu açıdan bakıldığında Türkiye’deki çocukların, tek ebeveynli ailelerin daha yaygın görüldüğü diğer Avrupa ülkelerindeki çocuklara göre daha talihli oldukları söylenebilir[39]. Aile yapısındaki – net ve uygun biçimde tanımlandığında- farklılıkların Türkiye’deki çocuklar üzerindeki etkileri konusunda elde bilimsel pek az bilgi vardır. Bununla birlikte, Türkiye’deki hanehalkı araştırmaları temelinde yapılan regresyon analizleri, yalnızca annenin olduğu hanelerde yaşayan çocukların, özellikle de kızların zorunlu eğitim söz konusu olduğunda bile eğitime erişimde ciddi biçimde dezavantajlı olduklarını göstermektedir[40].

Aile büyüklüğü: Türkiye’de birkaç milyon çocuğun geniş ailelerde yaşadıkları için dezavantajlı oldukları söylenebilir. Yapılan tahminlere göre çocukların yüzde 80-85’inin en az bir erkek veya kız kardeşi vardır yaklaşık dörtte biri de ikiden fazla kardeşe sahiptir. Yukarıda değinilen aile yapısı verileri ile birleştirildiğinde bu durum, Türkiye’de çocukların çoğunluğunun (tahminen yaklaşık yüzde 65’inin) en fazla beş üyeli hanelerde yaşadığını göstermektedir.[41] Bu oran, çocukların çoğunluğunun ana babalarından yeterli özeni, bakımı ve kaynağı bulabilecekleri anlamına gelmektedir. Buna karşılık, çocukların geriye kalan üçte birlik bölümü bunlardan birinden yoksun kalma gibi büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Dahası, çok sayıda kardeşten biri olmak (daha kalabalık hanelerde yaşamak) genellikle başka dezavantajlılık kaynaklarıyla, örneğin ekonomik ve coğrafi eşitsizlikler ve ana babanın düşük eğitim düzeyi gibi etmenlerle örtüşmektedir. Örneğin, 2008 Demografi ve Sağlık Araştırmasına göre, ülke çapında hanelerin % 16’sından fazlası beşten, %3.2’si de dokuzdan fazla üyeye sahipken, bu oranlar kırsal kesimde sırasıyla %24 ve %6.6’ya çıkmaktadır. Bunun yanında, ilkokul eğitimi bile olmayan kadınlar arasında ortalama doğurganlık 3.8 iken, 8 yıllık temel eğitimi görenler arasında 1.39’üa düşmektedir[42].

Hanehalkı araştırma verileri, Türkiye’deki çocukların yüzde 18’inin hiç kardeşi olmadığını göstermektedir – muhtemelen, özellikle daha eğitimli ana babalar arasında artmakta olan bir eğilim. Tek çocuk durumunda olmak ise ana babanın aşırı titizlenmesini ve koruyuculuğunu da beraberinde getirmekte, kardeş olmayınca kimi öğrenme deneyimlerinden de yoksun kalma gibi bir durum da ortaya çıkmaktadır. Diğer ülkelerdeki kanıtlar karışık mahiyette iken,[43] Türkiye koşullarında çocukların durumuyla ilgili daha akademik içerikli çalışmalara gerek olduğu söylenebilir. Aynı yaşlardaki çocukların bir araya gelebilecekleri, örneğin gündüz bakım ve okul öncesi eğitim kurumları gibi sosyal ortamlar, kardeşi olmayan çocuklar açısından özellikle önemli olabilir.


[29] Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminden (ADNKS) hareketle Türkiye İstatistik Kurumu. Nüfusun yaş bileşimi doğrultusunda kadın sayısı erkek sayısından biraz daha azdır ve nüfusun yüzde 49.8’ini kadınlar oluşturmaktadır.

[30] Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminden (ADNKS) hareketle Türkiye İstatistik Kurumu  nüfus artış hızını 2008’de %1.31, 2009’da % 1.45, 2010’da ise %1.60 olarak belirlemiştir. Düzensiz ve hızlanan nüfus artış hızının ağırlıklı olarak sistemin daha once tanımlayamadığı kişilerin nüfus rakamlarına sonradan dahil edilmesinin bir sonucu olduğu düşünülebilir, ancak bu konuya resmi bir açıklama getirilmemiştir.

[31] Türkstat.

[32] Eurostat, Nüfus: Ana tablolar, http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/sayfa/portal/population/data/main_tables

[33] Oran kentsel alanlar (il ve ilçe merkezleri) için yaklaşık yüzde 30, kırsal alanlar (diğer beldeler ve köyler) içinse yüzde 32.5’in biraz altındadır.

[34] Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü: Demografi ve Sağlık Araştırması 2008, Uzun vadeli bir yaklaşımla Türkiye’deki demografik hareketlerini inceleyen ve özetleyen “Türkiye’de Demografik Değişim” ve doğurganlık eğilimlerinin nüfus alt grupları bazında daha detaylı  bir analiz içeren “Fertility, Reproductive Health and Ageing in Turkey”, aynı enstitünün değerli yayınların arasında bulunmaktadır.

[35] Türkstat.

[35] 2010 verilerine göre 20 yaş altındaki nüfus, Ağrı, Bitlis, Hakkari, Mardın, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Van, Batman ve Şırnak illerinde toplam nüfusunun yüzde 50 veya daha fazlasını oluşturmaktır. Türkiye genelinde 20 yaş altındakilerin toplam nüfusa oranı yüzde 34’tır. Diyarbakır’da bu oran yüzde 48’dir.

[36] Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü: Göç ve Yerinden Edilen Nüfus Araştırması, 2006

[37] Bu paragrafta yer alan bilgiler, kısmen, Uluslararası Azınlık Hakları Grubu’ndan alınmıştır. Unutulmuş mu, Asimile mi Olmuş? Türkiye’nin Eğitim Sisteminde Azınlıklar, 2009.

[38] Dr. Sezgin Polat tarafından bu analiz için Hanehalkı İşgücü Araştırması 2008 verileri kullanılarak hesaplanmıştır (Galatasaray Üniversitesi). Araştırma çocukları yaşlarına göre değil hane içindeki konumlarına göre tanımlamaktadır.

[39] Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, 2008 Demografi ve Sağlık Araştırması ‘na göre Türkiye’de çocukların yüzde 93’ü annesi-babasıyla kalmaktadır. Diğer ebeveynin ölmesi, ayrılık veya boşanma gibi nedenler sonucunda tek ebeveynle (genellikle anne) kalan çocuk oranı yüzde 5’tir. Çocukların yüzde 2’si de bakıcı aile yanındadır (çoğu durumda kendi anne babaları olmasına karşın)

[40] Eğitimde Reform Girişimi (ERG): Eğitimde Eşitlik: Politika Analizi ve Öneriler, 2009.

[41] Dr. Sezgin Polat tarafından bu analiz için Hanehalkı İşgücü Araştırması 2008 verileri kullanılarak hesaplanmıştır (Galatasaray Üniversitesi).

[42] Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Türkiye Demografi ve Sağlık Araştırması 2008

[43] Ruut Veenhoven ve Maykel Verhouten, The Well-Being of Only Children (Yalnızca Çocukların Esenliği, Adolescence, Vol. 24, No. 93. 

UNICEF Turkey Country Office, Birlik Mah., 2. Cad., No: 11, 06610 Çankaya, Ankara, Turkey
Telephone: +90 (0) 312 454 1000 Fax: +90 (0) 312 496 1461 E-mail: ankara@unicef.org.tr