Ergenler ve Gençler
17 Mayıs 2012, Perşembe
Sitede Ara
Bilgi Merkezi
Çocukları Destekleyin

Ergenler, Çevreleri ve Sağlık

Özel dikkat gerekliliği: Ergenlerin özel dikkate ve birçok durumda da kendi ihtiyaçlarına göre uyarlanmış hizmetlere gereksinimi vardır. BM Çocuk Hakları Komitesi, “Çocuk Haklarına dair Sözleşme bağlamında ergen sağlığı ve gelişimi ile ilgili” Genel Görüşünde ergenliği şöyle tanımlamaktadır: “cinsel ve üreme anlamında olgunlaşma dahil,hızlı fiziksel, bilişsel ve sosyal değişikliklerin gerçekleştiği; yeni bilgi ve becerileri gerektiren yeni sorumlulukların da üstlenildiği, yetişkinliğe özgü davranış ve rollerini benimseme kapasitesinin arttığı bir dönem.”[1] Bu dönemde ergenler ve gençlerin fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini desteklemek; sosyal, fiziksel ve cinsel olgunlaşmayla bağlantılı risklerden kaçınmalarına yardımcı olacak bilgilere erişmek; ekonomik etkinlikler dahil yetişkin yaşama katılmak için fırsatlara sahip olmak açısından zamana ihtiyaçları vardır. Yetişkinlik döneminde vazgeçilmez önem taşıyan beceri ve bilgiler – sözlü iletişim becerileri, duyguların kontrolü, kamu hizmetlerine nasıl ulaşılabileceği, bağımlılıktan nasıl kaçınılabileceği gibi konularda bilgiler - ergenlik ve ilk gençlik dönemlerinde kazanıldığından yaşamın bu evresi hayli kritiktir. Yeterli özen ve uygun hizmetler bu yaş grubundaki kız ve erkeklerin hızlı gelişiminden sağlanacak yararların artırılmasına katkıda bulunabilir ve aynı zamanda bu gelişimin beraberinde getirdiği riskleri de azaltabilir.   

Sayılar ve algılamalar: Çocukların bu döneme geçişlerindeki deneyimleri büyük farklılıklar gösterebileceğinden bir yaş grubu olarak ergenliği doğru olarak tanımlamak güçtür. Ergenlik dönemine gerekli özen ve ilginin gösterilmemesi gibi bir durumla bütünleştiğinde, bu güçlük özel olarak ergenlere ilişkin istatistik verilere ulaşılmasını da güçleştirmektedir. 2008 yılı sonu itibariyle Türkiye’de 10-14 yaş grubunda 6,5 milyon kişi yaşamaktadır  ve 15-19 yaş grubundakilerin sayısı da 6,2 milyondur.[2] Gençlere Cumhuriyet’in kollayıcıları, modernleşme ve kalkınmanın katalizörleri olarak bakıldığı günler çoktan sona ermiştir. Gençler, 1970’lerde sağcılar ve solcular olarak toplumlun kutuplaşmasından sorumlu tutulmuşlardır. 1982 yılında askeri rejim döneminde hazırlanan Anayasa gençliğin bölücü ideolojilerden korunması gerekliliğini vurgulamaktadır (Madde 58). 1980’lerin ve 1990’ların kamusal söyleminde ise gençler apolitik ve tüketimci olarak algılanmış, kendilerine güvenilmemiştir.[3] Bugün ise tutumlar daha da çeşitlilik kazanmış olabilir; ancak, ergenlerde bir değer değil sorun olarak bakma eğilimi bugün de sürmektedir.

Ebeveyn kapasitesi: ana babaların çoğunun eğitimi ileri düzeyde değildir ve küçük çocukların sağlığı ve gelişimi ile ilgili bilgilerinin sınırlı olduğu gibi, ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunları tanıyarak çözüm bulmak ya da bunları çocuklarıyla konuşma - bakımından büyük ölçüde hazırlıksız oldukları söylenebilir. Bu sorunun aslında ana babaların çocuklarına sevgi ve şefkat gösterdikleri ve/veya şiddet tehdidiyle üzerlerinde disiplin kurabildikleri, ancak onları yararlı boş zaman etkinliklerine yönlendirme, tutarlı kurallar koyma veya açıklama yapıp tartışarak saygı kazanma bakımından zayıf kaldıkları erken yaşlardan itibaren etkisini gösterebilir. Çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılama uğraşı içindeki, çocuklarının eğitim düzeyi kendilerininkinden ileri olan veya çocukları kendilerinin yetiştiği ortamlardan çok daha farklı ortamlarda yetişen yetişkinler, ergenlik döneminde çocuklarını etkilemekte özellikle güçlük çekebilirler. Kimi ebeveynler aşırı koruyucu, aşırı hoşgörülüdür. Çocuklarına ilişkin gerçekçi olmayan ve aşırı beklentiler içindeki ebeveynler, çocuklarının okul başarısızlıklarını, itaatsizlik veya sorumsuzluk olarak gördükleri davranışları kavramada özellikle güçlük çekebilirler ve karşılığında sözlü saldırıda bulunabilirler, aşırı disipline yönelebilirler veya çocuğa yönelik ilgilerini tümüyle yitirebilirler. Ergen yaşlardaki kız ve erkekler ayrıca ana babalarının evlilikle ilgili endişelerinden de etkilenebilmektedir.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı: Yaygın kültürel değerler, ergenlik ve ilk gençlik dönemlerinde kızlarla erkeklerden beklenen davranışlar arasında büyük bir ayrım gözetmektedir ve bu durum yalnızca alt gelir gruplarıyla kırsal yörelere özgü  değildir. Örneğin delikanlı kavramı yalnızca genç erkekler için kullanılır. Birçok kıza da ev kızı olma dışında başka bir seçenek tanınmaz; evinde kalıp iş yapması beklenir.[4] 2006 yılındaki Aile Yapısı Araştırmasına göre, Türkiye’deki gençler ana babalarıyla en fazla şu konularda sorunlar yaşamaktadır: arkadaş seçimi (yüzde 30,5), tüketim ve harcama alışkanlıkları (28,1 yüzde) ve giyim kuşam tarzı (yüzde 26,1). Buna karşılık okul ve iş tercihleri (yüzde 15,9), evlilik ve aile yaşamı (yüzde 14,6) ve siyasal görüş (yüzde 7,2) daha az sorun yaratan konulardır. Ana babaların bu daha ciddi konularda kızlarına ve oğullarına daha hoşgörülü mü davrandıkları yoksa gençlerin fazla sorgulamadan ana babalarının görüş ve tercihlerini mi benimsedikleri ise net değildir.

Yapılan araştırmalara göre gençlerin üreme sağlığı bilgileri alarm verecek kadar yetersizdir ve çok sayıda genç de riskli cinsel davranışlar sergilemektedir.

Ergen sağlığı: 2007 Gençlerde Cinsel Sağlık Araştırmasına göre gençlerin yüzde 65’i sağlık durumlarını “çok iyi” veya “genel olarak iyi”  şeklinde tanımlarken, yüzde 46’sı sağlıklarına “çok ama çok” veya “çok” dikkat ettiklerini belirtmiştir.[5] Gençliğin insan yaşamının en sağlıklı dönemi olduğu dikkate alınırsa, ilk oranın artırılabileceğini de görmek gerekir. Fiziksel ve zihinsel olmak üzere ergen sağlığına ilişkin objektif verilere ise, yetersiz tarama, izleme ve kayıt yüzünden zor erişilmektedir. Uçta bir örnek vermek gerekirse, Türkiye’de ergenler arası intihar olaylarının yaygınlığı ve özellikleri konusunda pek az şey bilinmektedir. Erken çocukluk sağlığında olduğu gibi, aile hekimliği sistemine geçilmesi ergen sağlığının daha yakından izlenmesi için fırsatlar yaratabilir. Bir başka kaygı kaynağı da, geleceğin sağlık görevlilerinin yetiştiği yüksek öğretim kurumlarında ergenlik döneminin özel ihtiyaçlarına ve sorunlarına pek az önem verilmesidir. Bugünki insan kaynaklarının ergenlere, özel koşullarını da dikkate aldığımızda, hizmet verme kapasitesi sınırlıdır. Bu da kamu kurumlarının ergenlerin sorunlarıyla ilgilenme ve bu sorunların çözümüne yardımcı olma yeteneğini önemli ölçüde azaltmaktadır.[6]

Üreme sağlığı ve cinsellik eğitimi:
İstanbul’da 10. Sınıf öğrencileri (16 yaş civarı) yapılan bir araştırmaya göre erkek çocukların yüzde 35’i ve kızların yüzde 5’i cinsel ilişkide bulunduklarını ifade etmiştir. İlişkide bulunduğunu söyleyenler arasında erkeklerin yüzde 38’i ve kızların yüzde 46’sı herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmadıklarını veya yeterince güvenilir olmayan yöntemlere başvurduklarını belirtmiştir.[7] Bu sayılar, gençlerin sık sık riskli cinsel davranışlar içine girebildiklerini göstermektedir. Gençlerin cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili bilgileri hayli sınırlıdır. 2007 Gençlerde Cinsel Sağlık Araştırmasına[8] göre, 15-24 yaşlarındaki gençlerin yüzde 39’u bebeklerin nerede ortaya çıktıkları bilmemektedir. Genç kızların yüzde 40’ı da erkek üreme organları ile ilgili bir soruyu “bilmiyorum” diyerek yanıtlamıştır. Yanıt verenlerin yalnızca yüzde 42’si bir kadının gebe kalabilmesi için belirli bir dönemin gerektiğini bilmektedir; ancak bunların da ancak yüzde 27,4’ünün bilgileri doğrudur. 15-24 yaş grubunda HIV/AİDS’le ilgili doğru bilgiye sahip olanların oranı erkeklerde yüzde 11,2, kızlarda da yüzde 9,6’dır. Bu bilgi eksikliği de HIV/AİDS’li kişilere yönelik ayrımcı davranışlara yol açabilir.

 Gençlerin (15-24) cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklar konusundaki bilgilenme kaynakları

21

BM Çocuk Hakları Komitesi, Çocuk Haklarına dair Sözleşme’yi esas alarak şunu belirtmektedir: “Taraf devletler, ergenlerin, cinsellik ve üremeyle ilgili bilgilere erişimini sağlamalıdır.”[9]  Gençlerin cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklar konusundaki bilgileriyle ve bu bilgilerin kaynağıyla ilgili sayısal veriler, Türkiye’de tüm gençlerin sosyal ve fiziksel anlamda sağlıklı gelişimi için ciddi bir cinsellik eğitimine ihtiyacı olduğunu göstermektedir.  Özellikle genç erkekler söz konusu olduğunda cinsel sağlık ve cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklarla ilgili en yaygın bilgi kaynağı medya ve arkadaşlardır. Ancak, buralardan sağlanan bilgilerin doğru olmama olasılığı da vardır. Cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklarda anne ve babaya bilgi kaynağı olarak pek az atıfta bulunulması, cinselliğin aile içinde rahatlıkla konuşulamadığına işaret etmektedir. Halen, cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile ilgili müfredat yetersizdir. Dahası, gerek müfredat gerekse Milli Eğitim Bakanlığı projeleri ve girişimleri yalnızca üreme sisteminin özelliklerine odaklanmakta, dolayısıyla ergenlerin ihtiyaçlarına yeterli derecede yanıt verememektedir.[10]

Gençlerin hemen hepsi cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerinin sağlanmasından yanadır.  Tercih ettikleri bilgilenme kaynağı sorulduğunda  yanıt olarak doktorlara (yüzde 49,3) ve danışmanlara (yüzde 11,7) işaret edilmektedir. Okul, verilecek hizmetler için tercih edilen yerken, yanıt verenlerin yalnızca yüzde 6’sı tercih ettikleri bilgi kaynağı olarak öğretmenleri belirtmiştir. [11]. Bu durum, eğitim kurumları ile sağlık kurumlarının bilgi ve danışmanlık hizmetlerinde işbirliği yapmaları gerekliliğini vurgulamaktadır.  Bilgi, farklı yaş gruplarından çocukların ihtiyaçları doğrultusunda örgün eğitim müfredatında yer almalı, bilgilendirme de erken yaşlardan başlamalıdır. Cinsellik eğitimi okullarla sınırlı kalmamalıdır: cinsellik ve üreme sağlığı alanlarındaki doğru bilgilerin ebeveynlerden çocuklara aktarılabilmesi için kampanyalara ve ebeveyn eğitim hizmetlerine de ihtiyaç vardır. Okul dışı ergenler söz konusu olduğunda ise gençlik merkezleri, hükümet dışı kuruluşlar ve akran eğitimi uygun kanallar olabilir.

İçki ve sigara: Alkol tüketimi ve sarhoşluk Türkiye’de batılı ülkelere göre çok daha az görülmektedir; ancak yine de toplumun çeşitli kesimlerinde bu tür durumlara rastlanmaktadır.Oranlar konusunda farklı bilgiler verilmekle birlikte, bundan çocuklar da etkilenmektedir.  2007 yılında yapılan bir araştırmaya göre[12]15-19 yaş grubundan erkeklerin yüzde 22’si ve aynı yaş grubundan kızların yüzde 7’si son üç ay içinde en az bir kez alkol almıştır. Bu çocukların (özellikle kızların) kentlerde yaşayan ve daha üst sosyoekonomik statüden kişiler oldukları söylenebilir. Türkiye’de en başta sigara olmak üzere tütün kullanımı yaygındır ve ayrıca nargile de içilmektedir. Yetişkin erkekler arasında sigara kullananların oranı yüzde 60-65 ile dünyadaki en yüksek oranlar arasındadır ve yetişkin kadınların da yüzde 20-24’ü sigara içmektedir.”[13]. 2003 yılındaki bir araştırmaya.”[14] göre ergenler arasında sigara alışkanlığı da batı toplumlarına göre daha yaygındır ve gençler bu alışkanlığı genellikle 15 yaş civarında edinmektedir. Ancak, bu yaşlardaki tiryakilik ailelerin karşı çıkması nedeniyle kesintili olabilmektedir. 2007 yılındaki araştırmaya göre 15-19 yaşlarındaki erkeklerin yüzde 28,6’sı ve aynı gruptan kızların yüzde 12,9’u sigara içmektedir - 20-24 yaş grubundakilere göre çok daha düşük oranlar. 15-19 yaş grubuna yönelik ‘sigarayı bırak’ kampanyaları bu bakımdan etkili olabilir. Türkiye DSÖ Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi’ni 2004 yılında onaylamıştır ve ilgili yasal düzenlemeler de sıkılaştırılmıştır. Böylece tütün ürünlerinin bileşimi, çocukların kullanımına ve satın almasına getirilen sınırlamalar, ürünlerde kullanılan sağlık uyarıları ve kamuya açık kapalı mekânlarda sigara yasağıyla bugün Türkiye Avrupa’ya daha çok yaklaşmıştır. Kapalı kamusal alanlarda sigara kullanılması 2008-09 yıllarında yasaklanmıştır. Ancak, bu girişimlere ve sigaranın sağlığa zararlarının bilinmesine karşın alışkanlık hala belirgin biçimde sürmektedir.

Uyuşturucular ve madde bağımlılığı: Uyuşturucu veya bağımlılık yaratıcı maddeler kullanan veya riskli davranışlara yönelen ergenlerin sayısının arttığı söylenebilir. 2003 yılında Sağlık Bakanlığı ile UNDOC tarafından 6 kentte gerçekleştirilen ESPAD.”[15] araştırmasına göre Türkiye’de lise öğrencilerini yüzde 4’ü esrar kullanmıştır; Avrupa’da ise bu oran yüzde 21'dir. Bu arada lise öğrencilerinin yüzde 3’ü yasa dışı başka ilaçlar, yüzde 4’ü içe çekilen uçucu maddeler ve yüzde 3’ü de doktor reçetesi olmadan sakinleştirici ve yatıştırıcı kullanmıştır. Ancak, 15-17 yaş grubu arasında 2004 yılında İstanbul’da yapılan bir araştırmaya göre yasa dışı veya normal madde kullanımı daha yaygındır ve başta ecstasy olmak üzere bu tür maddelerin kullanımı yaygınlaşarak daha geniş sosyoekonomik grupları kapsamaya başlamıştır..”[16] 2005 ve 2007 yıllarında İzmir’deki bir rehabilitasyon merkezine başvuran ergenler üzerinde yapılan bir araştırma,   “esrar ve ecstasy kullanımında ciddi bir artış olduğuna” işaret etmektedir..”[17] Basında yer alan haberler, diğer araştırmalar, yetkililerce yapılan açıklamalar, yargı süreçlerine ilişkin elde edilen bilgiler, polis bilgileri ve bu belge hazırlanırken kendileriyle görüşülen çocuklar ve gençlere göre, söz konusu maddeler kolaylıkla bulunabilmekte, kullanım ergenlik döneminde başlamakta ve coğrafi olarak giderek yaygınlaşmaktadır. Alışkanlığın nedenleri de sonuçları da diğer ülkelerde görülenlere benzerdir sağlıksız ilişkiler, okulda başarısızlık, dışlanmışlık, suç, ciddi sağlık sorunları, vb. Erkekler bu alışkanlıklara kızlara göre daha yatkın görünmektedir. Denetimlerin güç olduğu kalabalık iç kent merkezlerinin büyümesi ve gelişmekte olan ülkelerde sentetik madde üretiminin yaygınlaşmakta olabileceğine ilişkin tespitler.”[18]Türkiye’deki çocukların bu alanda artan bir riskle karşı karşıya kalabileceğine işaret etmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın hedeflediği dörder yılı ara ile yapılan ESPAD araştırmaları 2007 yılında Türkiye’de gerçekleştirilememiştir. Oysa ülke ölçeğindeki ESPAD araştırması gibi, özellikle çocuklara arasında madde kullanımının daha sık ve zamanında izlenmesini sağlayacak çalışmalara ihtiyaç vardır. Damardan enjeksiyon yoluyla HIV/AİDS’e yakalanan herhangi bir genç veya çocuk bilgisi yoktur. Bu da  HIV/AİDS’in Türkiye’de çok yaygın olmaması ve bu ülkede damardan uyuşturucu alımının hastalığın yayılmasında büyük bir paya sahip olmamasının bir yansımasıdır..

Adolescents, their environment and their health
A Fotoğraf Oktay Üstün

Sokakta yaşayan ergenler: Tiner ve bali gibi bağımlılık yaratıcı maddelerin kullanımı büyük kentlerde sorun olmaya devam etmektedir ve burada söz konusu olanlar genellikle sokakta yaşayan  ve çalışan çocuklardır. Sokaklarda yaşayıp 2004 ve 2006 döneminde Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) hizmetleriyle ulaşılan çocukların yaklaşık yarısının madde kullandığı belirlenmiştir. Bu nedenle, sokaklarda yaşayan çocuklar genellikle ‘tinerci’ olarak tanımlanmakta, tehlikeli veya anti-sosyal sayılmaktadır. Çoğu büyük kentlerde olmak üzere sokakta yaşayan binlerce çocuğun varlığı, 1990’ların ikinci yarısında ve 2000’li yılların başında kamuyu ilgilendiren bir sorun haline gelmiş, 2004-2005 döneminde de bu konuda bir meclis komisyonu araştırması yapılmıştır. Görüldüğü kadarıyla sorun yoksulluk, iç göç ve kimi durumlarda da aile içi şiddet veya evdeki ve okuldaki kimi sorunlarla ilgilidir. 2005 yılından başlayarak, STK’ların çalışmalarının yanı sıra, SHÇEK eşgüdümündeki yeni bir hizmet modeli kapsamında bu çocuklara destek ve rehabilitasyon hizmetleri sağlanmaktadır. Bugünkü durumun belirlenmesi içinse objektif bir araştırmaya gerek vardır.

Uyuşturuculara karşı duyarlılık, önleme ve rehabilitasyon

Türkiye’de uyuşturucu kullanımına karşı mücadelede eşgüdüm görevini üstlenen kurum, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bağlı Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’dir (TÜBİM). TÜBİM, AB’nin Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi’nin (EMCDDA) Türkiye’deki ulusal odak noktasıdır ve TÜBİM burada yıllık raporlar sunmaktadır. Türkiye EMCDDA’ya 2007 yılında üye olmuştur.  TÜBİM 2006 yılında Türkiye’de uyuşturucu ve uyuşturucu bağımlılığına karşı mücadele ile ilgili ilk ulusal politikasını ve strateji belgesini, 2007 yılında da ilk eylem planını hazırlamıştır. Sağlık kesiminde ve üniversitelerde, uyuşturucu veya başka maddeler kullanan (veya alkol bağımlısı) çocuklara yönelik yataklı ve ayakta rehabilitasyon hizmetleri verilmektedir. Çocuklar veya aileleri bu hizmetlere kendileri başvurabilecekleri gibi çocuk adalet sistemi veya sosyal hizmetler tarafından yönlendirilebilmektedir. Mevcut 19 merkezden üçü çocuklar ve ergenler üzerinde odaklanmakta, ikisinde ise bu yaştakilere özel ayrı bölümler bulunmaktadır.[19] Geri kalanlar ise tüm yaş gruplarına hizmet vermektedir. Masraflar, diğer sağlık hizmetlerindeki masraflar gibi karşılanmaktadır. Bununla birlikte, kapasite eksikliğii veya merkeze olan uzaklık rehabilitasyon hizmetlerine erişimi engelleyebilmektedir. Önleme çalışmaları söz konusu olduğunda, ilgili mesleklerde çalışanlara ve ergenlere TÜBİM, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve diğer hükümet kuruluşları tarafından çeşitli programlar aracılığıyla gerekli bilgiler verilmektedir. Bunlara ek olarak, kimi hükümet dışı kuruluşlar, en başta Yeniden Eğitim ve Sağlık Derneği araştırmalar yapmakta, bilinç-duyarlılık geliştirme ve rehberlik etkinlikleri yürütmektedir. Ne var ki, bu etkinlikler nüfusun tümüne ulaşmamakta ve çocukların ve ergenlerin uyuşturucularla ilgili bilgi ve duyarlılık düzeylerini düzenli olarak değerlendirecek araştırmalar yapılmamaktadır. Sağlık, eğitim ve diğer sektörlerde çocuklarla birlikte çalışan profesyonellerin bilgi ve kapasitelerinin yetersiz kalması da söz konusu olabilir. Ayrıca, çocuk işçiliğini ve sokakta yaşayan çocuk sayısını azaltmaya yönelik çabalar da uyuşturucunun çocuklara verdiği zararın azaltılmasına katkıda bulunacaktır.

 


 

[1] BM Çocuk Hakları Komitesi: Genel Görüş 4: Çocuk Haklarına dair Sözleşme bağlamında ergen sağlığı ve gelişimi, 2003, para. 2.

[2] Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat).

[3] Halil Nalçaoğlu: Gençlik ve Yeni Toplumsal İletişim Ethos’u: Yanılsamalar, Bulgular ve Spekülasyonlar,  Eğitimin Değeri ve Gençlik içinde (Umut Sarp Zeylan, ed.), 2007, sayfalar 91-93.

[4] UNDP Türkiye Ofisi, Ulusal İnsani Kalkınma Raporu: Türkiye’de Gençlik, 2008, sayfa 13.

[5] Nüfusbilim Derneği /UNDP: 2007 Türkiye Gençlik Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması Özet Raporu, 2007.

[6] Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği, Bilgilendirme Dosyası-7: Gençlik ve Cinsellik , (tarihsiz), sayfa 30.

[7] Kültekin Ögel et al., İstanbul’da Gençler Arasında Cinsellik Araştırması Raporu, Yeniden Yayınları No: 16, 2005.

[8] Nüfusbilim Derneği/UNDP: 2007 Türkiye Gençlik Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması Özet Raporu, 2007.

[9] UN Çocuk Hakları Komitesi: Genel Görüş 4, 2003, para. 28.

[10] Hilal Özcebe, Okullarda Sağlık Hakkı, Eğitim Hakkı ve Eğitimde Haklar: Uluslararası İnsan Hakları Belgeleri Işığında Ulusal Mevzuatın Değerlendirilmesi içinde  (Işık Tüzün, ed.), 2009.

[11] Nüfusbilim Derneği/UNDP: 2007 Türkiye Gençlik Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması Özet Raporu, 2007.

[12] Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)/Nüfus Derneği: 2007 Türkiye Nüfus Derneği: 2007 Türkiye Gençlik Cinsel ve Üreme Sağlığı Araştırması

[13] Dünya Sağlık Örgütü (WHO): Tütün Atlası

[14] Türkiye’de Uyuşturucu Bağımlılığı 2003 UNODC Ülke Değerlendirmesi

[15] Avrupa Konseyi/İsveç Alkol ve Uyuşturucu Enformasyon Konseyi: Alkol ve Uyuşturucularla ilgili Avrupa Okul Araştırma Projesi (ESPAD)

[16] Kültegin Ögel, Sevil Taner, Ceyda Y. Eke: 10. Sınıf öğrenciler arasında sigara alkol ve uyuşturucu kulanı yaygınlığı: İstanbul Örneklemi, Bağımlılık Dergisi 2006;7:18-23

[17] Z Yüncü, AT Bayram, E Altıntoprak, SA Akgür, H Coşkunol, C Aydın, M Tamar: Ergen Bağımlılık Merkezine Başvurularda Tercih edildiği Belirtilen Maddelere ilişkin Değerlendirme, Yıllara Göre, Bağımlılık Dergisi 2008;9(2):78-83

[18] Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Dairesi: Dünya Uyuşturucu Raporu 2009

[19] Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TÜBİM): EMCDDA’ya sunulan 2008 Ülke Raporu.

UNICEF Turkey Country Office, Birlik Mah., 2. Cad., No: 11, 06610 Çankaya, Ankara, Turkey
Telephone: +90 (0) 312 454 1000 Fax: +90 (0) 312 496 1461 E-mail: ankara@unicef.org.tr