Ülke Profili
Genel Bakış
Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısını başta Avrupa olmak üzere batılı ülkeler doğrultusunda değiştirecek reformlardan oluşan iddialı bir programı uygulamaya koymuştur. Türkiye 1949 yılında Avrupa Konseyi, 1952 yılında da Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) üyesi olmuştur. Türkiye, 1961 yılındaki kuruluşundan bu yana Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyesidir; 1966 yılında, zamanın Avrupa Topluluğu, daha sonraki Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması imzalamıştır. AB ile gümrük birliği 1996 yılında yürürlüğe girmiştir ve halen sürmekte olan AB katılım görüşmeleri Ekim 2005’te başlamıştır.
Türkiye nüfus açısından dünyanın en kalabalık 20 ülkesinden biridir. Ülkede 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında ülke nüfusu 13.8 milyon iken 2008 yılı sonunda nüfus 71.5 milyondur[1]. Ülkede nüfus artış hızı düşmekle birlikte, bu artış hızı halen diğer OECD üyesi ülkelerden, gelişmiş ülkelerden ve geçiş dönemindeki ülkelerden daha yüksektir[2]. Binyıl Kalkınma Hedeflerinin (BKH) gerçekleşmesi gereken yıl olan 2015’e gelindiğinde ülke nüfusunun 80 milyonu aşması beklenmektedir[3].
Nüfusun coğrafi dağılımı son 80 yılda önemli bir değişiklik göstermiştir. 1927 yılında ülke nüfusunun dörtte üçü kırsal alanlarda yaşarken bugün nüfusun üçte ikisi kentlerdedir. Köylerden kent merkezlerine giderek artan iç göç örüntüsü 1950’lerden itibaren izlenebilir. Böylece Türkiye’nin sanayi temeli ülkenin batı ve kuzeybatı bölgelerinde oluşmuştur. Kırdan kente göç 1970’li yıllarda belirgin biçimde artmış, 1980-85 döneminde zirveye ulaşarak kent/kır dengesi oluşmuştur. Kırsal nüfusun büyüklüğü o dönemden bu yana fazla değişmemiş, 24 milyon civarında kalmıştır[4].
Göç olgusu kalkınma süreci üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Kırsal kesimde temel hizmetlerin sunumu, başta Güneydoğu olmak üzere bugün de erişim ve güvenlik gibi nedenlerden dolayı aksamaktadır. Kent merkezlerine hızlı göç aynı zamanda yerel yönetimler üzerinde de basıncı artırmakta, sosyal hizmetler ve konut için ayrılabilecek kaynakları sıkıntıya sokmaktadır.
Ülke ekonomisi kısa Cumhuriyet dönemi boyunca istikrarsız bir görünüm sergilemiş, on yıllık bir zaman dilimi içinde üçüncüsü ve en ağırı olan 2001 yılı finansal krizi sonucunda Türk Lirası bir günde %40 değer yitirmiştir. IMF destekli reformlar sistemi aracılığıyla istikrar sağlanabilmiş ve krizin ardından ekonomi üçte bir oranında büyümüştür[5]. Ekonomik istikrarın korunması o günden bu yana ulusal bir öncelik olarak görülmüş, buna AB katılımı çerçevesinde siyasal, toplumsal, ekonomik ve kurumsal alanlardaki reformlar paketi eşlik etmiştir.
2001 mali krizinin ve gerilemenin ardından Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla (GYH) yılda ortalama yüzde 7’lik bir artış göstermiş, bu büyüme finansal ve ekonomik açılardan elverişli koşullarla desteklenmiştir. Bununla birlikte, 2007’den, özellikle Eylül 2008’den bu yana Türkiye küresel finansal ve ekonomik krizin etkilerini hissetmeye başlamıştır. Nitekim GYH artışı 2007’de yüzde 4.7’ye, 2008 yılında da yüzde 0.9’a inmiştir.
Kadınların ve çocukların durumu
Çocuklar ülkenin en geniş nüfus kesimini oluşturmaktadır. Yapılan son tahminlere göre 19 yaşından küçük 29 milyon kişi toplam nüfusun yüzde 31.5’ini oluşturmaktadır. Daha ayrıntıya inilirse, 0-4 yaş grubundaki çocuk sayısı 6 milyon, 5-9 yaş grubundaki çocuk sayısı 6.32 milyon, 10-14 yaş grubundaki çocuk sayısı 6.47 milyon, 15-19 yaşlarındakiler de 6.19 milyondur. 2015 yılına gelindiğinde nüfus içindeki çocuk oranının biraz azalarak %33’e inmesi beklenmektedir[6].
AB’ye katılım sürecinin de özendirdiği reformlar kadınlar ve çocuklar açısından olumlu birçok sonucu da beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte, ülkedeki yaygın coğrafi, ekonomik ve kültürel eşitsizlikler bu kesimlerin durumunu olumsuz etkilemeye devam etmektedir.
AB katılım standardı olarak günde 4.40 dolarlık kazanç ölçütüne göre yoksulluk düzeyleri 2002 yılından bu yana düşerek %30’dan % 16’ya inmiştir[7]. Aynı dönemde çocuk yoksulluğu oranları da düşmüştür. Gene de, gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede olduğu gibi çocuklar yetişkinlere göre daha yüksek bir yoksulluk riski altında yaşamaktadır.
2008 yılında 15 yaşından küçükler arasında gıda ve gıda dışı yoksulluğun yaygınlığı %24.5 idi ve bu sayı genel yoksulluk oranının 7.32 puan üzerindedir. Başka bir deyişle, 15 yaşından küçük 4.6 milyon çocuk (18 yaşından küçükler alınırsa belki de 5.5 milyon çocuk) ülkedeki genel yoksulluk sanırının altındadır. 15 yaşından küçükler söz konusu olduğunda kentlerde %14.5 olan yoksulluk oranı kırsal kesimde %44.9 gibi yüksek ürkütücü bir düzeye çıkmaktadır.[8]
5 yılda bir yapılan Nüfus ve Sağlık Araştırmalarına (NSA) göre bebek ve çocuk ölümleri son yıllarda hızla azalmıştır. İlk bir yıl içinde ölen bebeklerle ilgili bebek ölüm hızı (BÖH) 2003 yılında bin canlı doğumda 29 iken 2008’de 17’ye düşmüştür. Neonatal ölümler bin canlı doğumda 13’tür. Bu arada 5 yaşından küçükler ölüm hızı (5YKÖH) 2003’te bin canlı doğumda 37’den 24’e inmiştir[9]. Bebek ve çocuk ölüm hızlarındaki çarpıcı azalmaya karşın bu sayılar Avrupa standartlarına göre gene de çok yüksektir.
Ayrıca, ülkenin doğusunda bebek ve beş yaşından küçükler ölüm hızları bin canlı doğumda sırasıyla 39 ve 50’dir ve bu bölgede doğumların %27’si hala evlerde gerçekleşmektedir. Bodurluk oranı 2003’e göre iki puan azalarak %10.3’e inmekle birlikte bu oran kırsal kesimde %17.4, doğuda ise %21’dir. 15-26 aylık çocuklarda tam bağışıklananların oranı ülke ortalaması olarak %81, ancak doğuda %61’dir[10]. Bu karşılaştırmalar, kırsal kesimdeki nüfusun yaşam standardının daha düşük, temel hizmetlere erişiminin de daha sınırlı olduğunu göstermektedir. Kızamık bağışıklanma oranı yüzde 84, çocuk felci ise yüzde 80.4 olduğundan Genişletilmiş Bağışıklama Programı (GBP) kapsamında daha alınacak yol olduğu görülmektedir. [11]
Toplumsal cinsiyet olgusuna yönelik muhafazakâr tutumlar Türkiye’de kültürel ve geleneksel yaşam tarzında o kadar etkilidir ki kadınların kamusal ve özel yaşama aktif katılımdan dışlanmışlıkları fazla rahatsızlık yaratmamaktadır. Hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde bu dışlanma ilk başlarda kendini göstermekte, kız çocuklar eğitim olanaklarından kendi erkek kardeşleri ve erkek yaşıtları ölçüsünden yararlanamamaktadır. 2001 yılında eğitimde cinsiyet açığı ilköğretim düzeyinde %8, ortaöğretim düzeyinde ise %17 iken, 2008-2009 verileri ilköğretimdeki açığın yüzde 0.91’e, ortaöğretimdeki açığın ise yüzde 4.33’e indiğini göstermektedir. [12]
3-5 yaş grubundaki çocukların toplam yüzde 22.53’ü (kızlar için yüzde 22.08, erkekler için yüzde 22.9) okul öncesi eğitime devam etmektedir ve okul öncesi eğitime gidenler çoğunlukla ülkenin daha gelişmiş bölgelerindeki üst gelir gruplarından kentli ve eğitimli kadınların çocuklarıdır.[13] 60-72 aylık gruptan okul öncesi eğitimin kapsadığı çocukların oranı 2008-2009 döneminde %50’ye ulaşmıştır. Bununla birlikte dezavantajlı gruplara mensup çocukların okul öncesi eğitimden yararlanma olasılıkları daha düşüktür.
Milli Eğitim Bakanlığı 2008-09 ders yılında ilkokul net okullaşma oranını %96.5 olarak belirlemiştir. Oran kızlar için %95.9, erkekler için de %97’dir. Özellikle kırsal kesimdeki kız çocukların ekonomik nedenlerle okula gitmemeleri sorunu büyük ölçüde çözülmüştür; bununla birlikte okula geç başlama, devamlılık ve 11-13 yaş grubundan kız çocukların (6-8 sınıflar) okuldan ayrılmaları gibi sorunlar sürmektedir.
Ortaöğretimde (14-17 yaş) net okullaşma Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2008-09 ders yılında %58.5’tir– erkeklerde %60.6, kızlarda %56.3[14]. Aradaki eşitsizlik, ergenlik dönemine gelen kızların okullardan çekilmesi yönündeki genel eğilimi yansıtmaktadır. Gerek okullaşma oranları gerekse kız ve erkek çocuklar arasındaki eşitsizlikler açısından bölgeden bölgeye önemli farklılıklar görülmektedir.
İlköğretimde cinsiyet açığı Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) kararlılığı sayesinde %15 kapanmıştır. Ancak, herkesin ilkokul eğitimi görmesi ve cinsiyet eşitliği ile ilgili BKH’lere (Binyıl Kalkınma Hedefleri) ulaşmak için henüz yapılacak çok iş vardır[15]. Erkek ve kız çocukların eğitime erişim durumlarını ölçmede kullanılan toplumsal cinsiyet paritesi endeksi (CPE) üç eğitim kademesine uygulandığında cinsiyet açığının yukarıya çıktıkça büyüdüğü görülmektedir: CPE 2007 yılında ilkokullaşmada 0.95 iken, aynı yıl ortaöğretimde 0.82, yüksek öğretimde ise 0.77’dir[16].
Kaliteli temel eğitimden yararlanılmadığı sürece orta ve yüksek öğrenime ulaşmak şöyle dursun kadınlar fırsat eşitliğinden yararlanamamakta, ailelerinde ve toplumsal yaşamda ikinci plana mahkûm olmakta, işgücü piyasasından ve aktif siyasal yaşamdan dışlanmaktadır. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı Aralık 2008 itibarıyla yüzde 21.3’tür.[17] Başka bir deyişle ülkede her dört kadından yalnızca biri çalışmaktadır. AB ile karşılaştırıldığında Türkiye’de kadın istihdam oranları çok düşüktür (Lizbon Anlaşmasına göre ekonomik yaşamda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için kadın istihdamının 2010 yılına kadar yüzde 60’a çıkması gerekmektedir. Aynı sorun siyasal bağlamda da söz konusudur. 2007 yılındaki seçimlerde milletvekili olanların yansızca yüzde 9.1’i kadındır ve bu da 499 sandalyeden 50’sinin kadınlara ait olduğu anlamına gelmektedir[18]. Ülkede kadınların güçsüz durumlarını Kadın Güçlenmişlik Ölçüsü de ortaya koymaktadır. Fırsat eşitsizliklerini ve kadınların ekonomik ve siyasal yaşama katılım derecelerini belirleyen bu ölçüte göre Türkiye 109 ülke arasında 101. Sırada yer almaktadır[19].
Eğitim düzeyinin düşüklüğü, yerleşik sosyal tutumlar ve adetler de, başta en güç durumdakiler olmak üzere her iki cinsiyetten çocuklara yönelik koruyucu ortamlar üzerinde etkili olmaktadır. Bugüne dek duruma ilişkin sistematik herhangi bir izleme yapılmamış olmasına karşın, mevcut araştırmalar ve kişisel bilgiler çocuk istismarı, ihmali ve ana baba bakımından yoksulluk durumlarının artmakta olduğuna işaret etmektedir. Önleyici önlemlerin ve politikaların yokluğu ve yasaların uygulanmasındaki yetersizlikler, bu açıdan gerekli kurumsal tepkinin zayıflığını göstermektedir.
Çocuk işçiliği olgusu ise kentlerdeki kayıt dışı sektörde, mevsimlik tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde (sonuncusunda özellikle kız çocuklar) görülmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (Turkstat) tarafından Nisan 2007’de açıklanan rakamlara göre 6-17 yaş grubundan 958 bin çocuk 2006 yılında bir tür ekonomik faaliyet içinde yer almaktadır. Bu da söz konusu yaş grubundaki çocukların %5.9’unu oluşturmaktadır. 6-14 yaş grubu alındığında ise bu yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 320 bin veya toplam çağ nüfusunun %2.6’sıdır. Bu çocuklardan 124 bini okula gitmemektedir[20].
Giderek artan sayıda çocuk, ailelerine ekonomik destek sağlamak için olsun veya evdeki yoksulluğun getirdiği sıkıntılı yaşamdan kurtulmak adına sokaklara yönelmektedir. Zaten çok güç durumda olan ve yasalara başlarının derde girme olasılığı yüksek bu çocukların suiistimal ve sömürüye maruz kalma riskleri sorumlu bir yetişkinin bakımı ve yönlendiriciliği olmadıkça iki kat artmaktadır. Bu çocukların çoğu, daha iyi bir yaşam için köyden kente gelen, ancak iyi ücretli işlerin ve temel hizmetlere erişimin çok yetersiz kaldığını gören ailelerin çocuklarıdır[21]. Sokaklarda çalışan çocuklar çoğu kez okullarını da bırakmaktadır. Gerçi mutlak ve kaçınılmaz bir sonuç sayılmasa bile, okullarına devam edebilenler de kendi kapasitelerinin altında kalmaktadır.
Bugüne kadar bildirilen HIV/AİDS vaka sayısı yalnızca 1.802’dir. Bununla birlikte potansiyel HIV/AİDS riski küçümsenmemelidir; çünkü hastalık ODA/BDT (Orta ve Doğu Avrupa/Bağımsız Devletler Topluluğu) bölgesinde diğer tüm bölgelere göre daha hızlı yayılmaktadır. Türkiye’ye 2009 yılında 32 milyon yabancı gelmiştir ve bunlardan önemli bir bölümünün geldikleri yer, enfeksiyon oranlarının en yüksek olduğu Rusya ve Ukrayna gibi yakındaki ülkelerdir[22].
Ortada yeterli taramalar ve vaka bildirimleri olmayınca, HIV/AİDS enfeksiyon vakalarının, özellikle güç durumdaki gruplarda bilinenden çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Enfeksiyonluların %62’si erkeklerdir; ancak enfeksiyonda cinsiyet dağılımı değişmektedir. 15-19 yaş grubundaki enfeksiyonlar söz konusu olduğunda kadınların payı %63’tür. Anneden çocuğa enfeksiyon ise toplam HIV enfeksiyonları içinde %1.7’lik paya sahiptir. Bu konuya okul müfredatında yer verilmemekte, ana babalar da konunun üzerinde durmamaktadır. Sonuçta, ergenler korunmasız seksin riskleri, bu arada HIV/AİDS enfeksiyon riski karşısında donanımsız durumdadırlar.
Çocukların ve kadınların hakları
Türkiye Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme’yi (ÇHS) 14 Eylül 1990 tarihinde imzalamış, 4 Nisan 1995’te de onaylamıştır. Çocuk satışı, çocuk fuhşu ve pornografisi, çocukların silahlı çakışmalarda yer almalarıyla ilgili isteğe bağlı protokoller ise Türkiye tarafından 8 Eylül 2000’de onaylanmıştır[23]. 2002 ile 2004 yılları arasında gerçekleştirilen yeni yasal düzenlemelerle birlikte aile hukuku ÇHS ile daha bağdaşır hale getirilmiştir. Somut olarak:
- Türk Ceza Kanununda (No. 5237) ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda (No. 5271) yapılan ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren değişikliklerle;
- Cezai sorumluluk yaşı 11’den 12’ye çıkarılmıştır;
- Özgürlükten yoksun bırakma yerine bir gözetim altında tutma sistemi getirilmiştir;
- Çocuklar hakkında verilen cezai yargı kararları azaltılmıştır;
3 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5395 sayılı Çocuk Koruma Yasası, uluslararası standartları korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili usul ve ilkelere içselleştirme amacındadır. Örneğin:
- Mağdur çocuklara duyarlı muamele ve koruma sağlanmasına yönelik özel düzenlemeler;
- Çocuk mahkemelerinin sayısının artırılması;
- Çocuklara sivil toplum kuruluşları tarafından koruma sağlanması[24].
Türkiye Çocuk Haklarının Kullanılması Avrupa Sözleşmesi’ni 7 Mayıs 1999’da imzalamış, 10 Haziran 2002’de de onaylamıştır[25]. Sözleşme’nin 1. Maddesinin 4. Paragrafı, taraf devletlere, yargı önüne geldiğinde Sözleşme’nin geçerli sayılıp uygulanacağı aile hukuku kapsamında en az üç dava kategorisi belirleme yükümlülüğü getirmektedir. Türkiye’de Sözleşme’nin su kategorilerde uygulanabilirliği bulunmaktadır:
- boşanma;
- ayrılma;
- çocukların velayeti;
- ana babanın çocuğu görme hakkı;
- babalığın yargı yoluyla belirlenmesi[26].
Türkiye ayrıca Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni (CEDAW) de benimsemiştir. Sözleşme’yi 20 Aralık 1985 tarihinde onaylamış, daha sonra Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’nin bu alandaki yetkisini ortaya koyan protokolü 8 Eylül 2000 tarihinde imzalamış, 29 Ekim 2002 tarihinde de onaylamıştır[27].
İsteğe bağlı protokolün onaylanması, Komiteye bireysel başvuruların yolunu açtığından önemli bir adımdır. CEDAW doğrultusundaki en önemli hukuk reformlarından biri de Anayasa’nın 10 Maddesinde Mayıs 2004’te yapılan değişikliktir. Bu değişiklikle birlikte Devlet yalnızca kadın erkek eşitliğini sağlamanın ötesinde, kadınlara yaşamın her alanında ve pratikte eşit haklar ve fırsatlar sağlamaya yönelik önlemler alma sorumluluğunu da yüklenmiştir.[28].
2008 yılında, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan Ulusal Eylem Planı onaylanmış, Şubat 2009’da Kadınlar ve Erkeklere Fırsat Eşitliği Meclis Komisyonu kurulmuştur. Kadının statüsünü iyileştirici içerikte değişiklikler Medeni Kanunda da yapılmıştır. Bütün bunlara karşın kadının sosyal statüsünün toplumsal cinsiyet eşitliği azısından henüz istenilen düzeye geldiği söylenemez.
Türkiye, 1992 yılında Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Uluslararası Programıyla (IPEC) çocuk işçiliğine karşı mücadele başlatan ilk 6 ülkeden biridir ve En Kötü Biçimlerdeki çocuk işçiliğinin ortadan Kaldırılması (1999) dahil bu alandaki altı ILO Sözleşmesine taraf durumundadır[29].
Bununla birlikte çocuk işçiliğinin başarılı biçimde ortadan kaldırılması, hükümetin, sivil toplumun ve özel sektörün, özellikle de kayıt dışı işçi çalıştıranların kararlı çabalarını gerektirmektedir.
Referanslar
[1] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat), Şehir ve köy nüfusu, 1927-2000) <www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do>, erişim Mart 2007.
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminden (ADNKS) Türkiye İstatistik Kurumu (Türkstat). Nüfusun yaş bileşimi doğrultusunda, erkeklerden biraz daha az olan kadın nüfus toplam nüfusun yüzde 49.8’ini oluşturmaktadır.
[2] Türkstat, Nüfus, yıllık nüfus artış hızı ve yıl ortası tahmini, 1927-2000), <www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do>, erişim Mart 2007.
[3] Türkstat, Yaş grubuna göre yıl ortası nüfus projeksiyonları, 2000-2020), <www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do>, erişim Mart 2007.
[4] Türkstat, Şehir ve Köy Nüfusu, 1927-2000, op. cit.
[5] İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Türkiye’nin Ekonomik Analizi 2006, <www.oecd.org/eco/surveys/turkey>, erişim Mart 2007.
[6] Türkstat, Yaş grubuna göre yıl ortası nüfus projeksiyonları, 2000-2020, op cit.
[7] Türkstat, Yoksulluk sınırı yöntemlere göre yoksulluk oranı, 2002-2005, <www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do>, erişim Mart 2007.
[8] Türkstat, Yoksulluk Araştırması 2008)
[9] Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008.
[10] Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008.
[11] Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2008.
[12] Otoran, Dr N., Sayın, A., Güven, F., Gürkaynak, Dr İ., ve Atakul, S., Eğitimde Cinsiyet Değerlendirmesi, Türkiye 2003, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), <www.unicef.org/turkey/gr/ge21b.html>, erişim Mart 2007.
Milli Eğitim Bakanlığı istatistikleri, 2008-2009.
[13] Milli Eğitim Bakanlığı istatistikleri, 2008-2009.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 31 Aralık 2008 tarihli adres kayıt sisteminden hareketle
[14] Milli Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 2008-2009.
[15] Pfaffe, J. F. ve Smulders, A. E. M., Kız Çocukların Eğitimi Kampanyası, Türkiye: nihai değerlendirme raporu, UNICEF, Ankara 2007. (Yayınlanmamış belge)
[16] BM İstatistik Bölümü, Binyıl Kalkınma Hedefleri Göstergeleri, op. cit.
[17] TÜRKSAT, Kasım 2008
[18] BM İstatistik Bölümü, Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler, Binyıl Kalkınma Hedefleri Göstergeleri, <mdgs.un.org/unsd/mdg/Data.aspx?cr=792>, erişim Mart 2007
[19]http://www.undp.org.tr/publicationsDocuments/Table_K_from_HDR_2009_EN_Gender%20Empowerment%20Measure.pdf
[20] Türkstat, Çocuk İşgücü İstatistikleri, 2006, <www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do>, erişim Nisan 2007.
[21] Akşit, B., Karancı, N. and Gündüz-Hoşgör, A., Türkiye, Üç Metropol Kentte Sokaklarda Çalışan Çocuklar: hızlı değerlendirme, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Çocuk İşçiliğinin Önlenmesi Uluslararası Programı (IPEC), Cenevre, 2001.
[22] Türkstat,Turizm İstatistikleri, 2009’un dördüncü çeyreği <http://www.turkstat.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=4137>, erişim Şubat 2010.
Türkiye Cumhuriyeti Turizm ve Kültür Bakanlığı, Sınır Giriş Çıkış İstatistikleri <http://yigm.kulturturizm.gov.tr/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF2B81939FD5B60AFAFFDE13C621852F44>, erişim Şubat 2010.
[23] İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çocuk Haklarına dair Sözleşme, <www.ohchr.org>, erişim Mart 2007.
[24] Çocuk Hakları Komitesi, 42. oturum, CRC/C/OPSC/TUR/CO/1, <www.unhchr.ch>, erişim Mart 2007.
[25] Avrupa Konseyi, Çocuk Haklarından Yararlanma Sözleşmesi, <www.conventions.coe.int >, erişim Mart 2007.
[26] Ibidem.
[27] Birleşmiş Milletler Kadın Gelişimi, Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler Bölümü (Womenwatch), <www.un.org/womenwatch/daw/cedaw/>, erişim Mart 2007.
[28] Kadınlara Karşı Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi, 32. Oturum, CEDAW/C/TUR/CC/4-5, <www.unhchr.ch>, erişim Mart 2007.
[29] ILO, Cenevre <www.ilo.org/public/english/region/eurpro/ankara/conv/ratified.htm>, erişim Mart 2007.





